Türkiye’de 81 il var. Bunlardan sadece 3 tanesi şehir: Kırşehir Nevşehir, Eskişehir. Diğer 78’i il.
Durum böyle olunca bu 3 şehrin nüfus yapısı ve artış seyriyle ilgili bir karşılaştırma yapayım dedim.
1950’li, 60’lı yıllarda Bölükbaşı ile hep gündemde olan Kırşehir, Anadolu’nun ortasında nazar boncuğu gibi duran, bir kıyısını boydan boya bir iç deniz gibi kaplayan Hirfanlı sahiliyle, Kapadokya’nın ilk ayağını oluşturan, pekmeziyle, Kaman ceviziyle ünlü, on binlerce flamingonun, pelikanın üzerinde dans ettiği Seyfe Gölü’yle, herkesin Neşet Ertaş’la andığı ama genel olarak ozanlar diyarı konumundaki, sessiz, sakin, kendi halinde, bir o kadar da sahipsiz bir kültür şehri.
Nevşehir, kapı komşumuz. Sınır köylerimiz iç içe geçmiş durumda. Peribacalarıyla ünlü. Eskiden keçiboynuzu da meşhurdu. İçenler affolsun şarabı da güzeldir. Son zamanlarda sıkça gündemde olan Akın Gürlek’le de anılmaya başladı.
Eskişehir denince, şehri son 25 yılda cennet gibi yapan Yılmaz Büyükerşen hoca ilk akla gelen isim. Porsuk çayı düzenlemesiyle ve iki önemli üniversitesiyle en hızlı gelişen şehirlerin başında. Tam bir öğrenci şehri. Bir de dünyaca ünlü lüle taşları var. Hani bizim Çekiç Ali’nin tütün içmek için kullanılan çubukların ucuna takılan “çubuğuna lüleyim” diye türkü yaktığı lüle taşı…
1990 yılında Türkiye’nin nüfusu 56 milyondu. Şimdi 86 milyon. 35 yılda artış oranı yüzde 52.5…
Yine 1990’da Kırşehir’in nüfusu 256 bin. 2025 yılında 242 bin. Azalış, yüzde 5.5.
Aynı yıl Nevşehir nüfusu 289 bin. Şimdi 320 bin. Artış, yüzde 10.5.
Eskişehir’in 1990 nüfusu 641 bin. 2025’te ise 927 bin. Artış oranı yüzde 44.7.
Özetle Türkiye’nin nüfusu 35 yılda yüzde 52.5, Eskişehir’in nüfusu yüzde 44.7, Nevşehir’in nüfusu yüzde 10.5 artıyor. Kırşehir yüzde 5.5 azalıyor. Ülke nüfusuna paralel bir artış olsaydı Kırşehir’in nüfusu şu anda 390 bin olmalıydı. Tabi onca turizm gelirine rağmen Nevşehir’in de nüfus artışından payını alamaması da olağandışı ama Eskişehir 35 yılda her yönüyle tarih yazdı gerçekten (Futboldaki hüsran hariç).
Vücudunun üzerinde bir baş, o başın bir köşesinde beyin adında bir organ olan herkes bilir ki nüfustaki azalmanın, göçün en önemli nedeni iş ve çalışma koşullarının yetersizliği. Şehre buğday üretiminden gelen para ve memur maaşı dışında doğru dürüst para girmiyor. Aynı paralar esnaflar, vatandaşlar arasında dönüyor, çoğu vergi olarak tekrar devlete dönüyor, geri kalanı da esnafların toptan mal alımı için İstanbul’a… Ekonomist Mustafa Teke hocamızın hesabına göre geçen yıl Kırşehir’den toplanan vergiler, Kırşehir’e aktarılan paralardan 703 milyon lira daha fazla. Kaldı ki yılların ihmalini kapatmak için toplanan vergiden çok daha fazlası yatırım olarak dönmeli.
Küçük ve orta ölçekli fabrikalara ihtiyacı var bu şehrin. Buna öncelikle devlet önderlik yapmalı. Daha sonra da teşviklerle, kredilerle yeni yatırımları desteklemek zorunda. Ayrıca çok uygun tarım arazilerimiz olmasına karşın yeterince değerlendirilmiyor. Toprak yapısı ve iklim koşullarımız oldukça müsait olmasına ve denenmiş olmasına karşın Antep fıstığı, badem, fındık, safran yetiştirilmesi konusunda üniversite, tarım il müdürlüğü, siyasiler ve yöneticiler yeterince ağırlık hissettiremiyorlar. Oysa ziraat fakültesine 100-150 dönüm bir arazi tahsis edip örnek bahçe kurulması o kadar da zor olmasa gerek.
TÜİK’in enflasyon rakamlarının manipülasyon olduğunu ve hiç inanmadığımı hep söylerim. Ama yaptığı diğer istatistiklerden inandırıcı olanlar var. Örneğin geçen hafta Türkiye’de 73 milyon büyükbaş hayvan olduğunu açıkladı. TÜİK’in sayfasından Kırşehir’e baktım, gerçekten umut verici bir rakam var. Kırşehir’de 336 bin büyükbaş hayvan var. Yani Türkiye’deki sayının binde 5’i. Nüfus ve yüzölçümü olarak bizden çok büyük olan onlarca ili geride bırakmışız. Bu demektir ki, planlı, projeli bir çalışmayla hayvancılığı geliştirip Kırşehir’e ekonomik bir katkı sağlayabiliriz. Özellikle Boztepe, Akpınar ve Çiçekdağı köylerinde mandıra ve tesis yapmaya uygun tarım dışı oldukça geniş arazilerimiz var. Devletin arazi tahsisi ve teşvikleri, Ziraat bankasının kredisi ve üniversitelerin bilgi desteğiyle et ve süt ürünleri entegre tesisleri neden kurulmasın? Bir yanda hayvancılığın yaygınlaştığı mandıralar, diğer tarafta paketlenmiş et, salam, sosis, sucuk, pastırma, kavurma üreten tesisler. Yine bununla paralel olarak süt, tereyağı, peynir, yoğurt fabrikaları…
Tabi ki bunlar bugünden yarına olmaz. Ama hemen, derhâl başlanması gerekiyor bir yerlerden. Yoksa nüfusumuz eriyip gidiyor. Derdimiz yılların kaybettirdiklerini telafi etmek için işin ucundan tutmak. Kırşehir’den göç, ancak ve ancak fabrika kurulmasıyla, tarımda yeni atılımlarla, hayvancılıkta modern tesislerle durdurulabilir.
Nüfus konusunda bir çift lafım da Esnaf Odaları Başkanı Bahamettin kardeşime var. Biliyorsunuz Yozgat’tan, Gümüşhane’den, Erzurum’dan ve diğer birçok ilden gelip şehrimizde yaşadıkları halde hala ikametleri ve nüfus kayıtları başka yerlerde olan hemşerilerimiz var. Yine aynı şekilde Ahi Evran Üniversitesi’nde eğitim görüp ikameti burada olmayan öğrenci kardeşlerimiz var. Örneğin bu önümüzdeki 1 Mart’tan itibaren ikametini Kırşehir’e aldıran hemşerilerimize bazı meslek guruplarımız (Lokanta, kafe, berber vs) 3-4 ay süreyle belirli oranlarda indirim uygulasa. (Bu mesleklere göre yüzde 15 olur, 20, 25 olur.) Böyle bir kampanya başlatılabilir veya benzer teşvik edici yöntemler uygulanabilir.
Evet Türkiye’de 3 şehir var. Bunlardan birisi bizim Kırşehir. Kıymetini bilelim.