CUMHURİYET TARİHİ İÇİNDE Kİ ANARŞİK ÇATIŞMALAR
Merhaba değerli okurlarım gün geçmiyor ki gündem yerinde kalsın her gün aynı konuları konuşup, üzerinde hep birlikte kafa yoralım. Her gün yeni bir hengâme yeni bir olay. Gönül isterdi ki bu hengâme iyilikler üzerine konuşulup tartışılsın. Ama maalesef ki her geçen gün bizleri üzen olayların yaşanıyor olması içimizi acıtmakta. Anladığım şu ki olaylar bizim içimizi acıttığı kadar ailelerin çocuklarına aşılamış oldukları özgüvenin yanlış mı doğru mu diye sorguluyor olmaması nedeniyle çocuklarımız suça itilmekte veya suçsuz yere öldürülmekteler. Oysaki, çocukların dünyaya bir geliş amacı olmalı. Bu amaç dışına çıkmadan dünyayı çiçek bahçesine çevireceği şekilde yetiştirilmeleri gerekiyor. Ben bu konuyu gerek yazdığım İçimdeki Yalnızlığım da gerekse gazetemin köşesine Defaatle yazdım…
Sanırım ünlü olmadığım için yazdıklarım “Boş verilmekte” okullarımız ve gençlerimizin geldikleri nokta içler acısı olmakta. Herkeste bir ben olma davası güdülmekte. Okul çıkışında çocukların ebeveynleri tarafından beklenmesi gerekirken, sokak serserileri ve çeteler tarafından beklenmekteler. Bir kısmı haraç almak için oralara gelirken diğer bir kısım ise sürünün lideri olduğunu ispat etmek için gözüne kestirdiği çocukları hırpalıyor; hırpalamakla da yetinmeyip, ölümüne elindeki kesici veya ateşli silahla neden niçin demeden sebep olmakta. Oysa bizim gelişime ayak uyduran akli selim muasır seviyelere getireceğimiz genç nesillerin yetişmesine katkıda bulunmamız icap eder. Babaların ve öğretmenlerin ideolojik fikirlerini çocuklarına- çocuklara yansıtması sonucu çocuklar kendilerini kahramanlık yapmaya adıyorlar. Türkiye’nin sosyoekonomik yapısı çocuklarımızın yoldan çıkması için yeterli bir sebep. Eskiden utangaç bir nesil vardı. Bir gence para teklif ettiğinizde veya bir şeyi almak isteyip de alamadığında “paran mı yok?” diye sorulduğunda utandığı için “param yok” demek yerine; “var ama almak istemiyorum” diye cevap verilirdi. Oysa şimdiki nesil açıkça alenen parasının olmadığını rahatlıkla söylediğinde inanın o çocuğun ailesinin adına ben utanıyorum. Bana şimdi “kardeşim ne var bunda çocuk kötü bir şey demiyor, parasının olmadığını söylüyor” diyeceksiniz. Gittiğim fuarlarda gelen küçük çocuklar bedava bir şeyler almak için tüm stantlara giderek bedava alacakları bir şey olup olmadığını sormaktalar. Benim burada değinmek istediğim konu şu ki! Bu çocukları gören uyanıklar çocuklarımızın iyi niyetinden yararlanıp üç beş kuruş cebine parayı da koyarak her türlü pis işlerinde kullanabiliyorlar. Bunun bir tek sorumlusu olduğu kesin! “Aile” ben kitabımda da değindiğim gibi okullara mümkün mertebe sosyal hizmet uzmanları ve psikolog danışmanlar alınmalı. Bu kardeşlerimiz gerektiğinde ev ziyaretlerinde bulunmalı ailenin yaşam felsefesini öğrenip not ettikten sonra Milli eğitim ve Aile Bakanlığı ile paylaşmalı. 1950 yılından sonra ülkemiz bir takım çıkar gruplarının kıskacına sokulmak istendi. Bununla ilgi ufak çaplı bir araştırma yaptığımda siyasi gücün o dönemler anarşiyi tetiklediğini gördüm. Ancak bugüne geldiğimizde 1991-92 yıllarında teröründe yapmış olduğu katliamları fırsata çevirmek isteyen belli siyasi gruplar sayesinde mafyalar türemeye başlamıştı. Bugün elini kolunu sallayarak okullara pala bıçak ve silahlarla girenler aynı ideolojik sebepleri göstererek okullardaki karşıt gruplara baskı yapmaktan adeta zevk alır olmuşlardı. Bugün işçi bayramı 1 Mayıs’la ilgili bildiri dağıtanlara pala ile saldıranlara sormak isterim; sizler fabrikatör ailelerin çocukları mısınız? Eminim ki onlarda o bildiriyi dağıtan çocuklar gibi işçi ailesinin çocukları.
*****
Biraz internetten bu konu hakkında araştırma yaptığım da Türkiye’de 70’li yıllara damgasını vuran toplumsal hareketlerin "anarşi" olarak adlandırılan çatışma sürecinin kökleri, aslında 1960’ların sonundaki dünya konjonktürü ve Türkiye’nin kendi iç dinamiklerine dayandığını gördüm. Aslında önceden de belirttiğim gibi bu süreç birdenbire değil, kademeli bir tırmanışla başlamıştır. Yani dincilik ve milliyetçi akımın ülkemizde kendisini sanki geçmişten intikam alırcasına hareket etmesi sonucu ortaya çıkmış. İşte bu dönemin fitilini ateşleyen temel dönüm noktaları:
1. 1968 Kuşağı ve Öğrenci Hareketleri
Dünyadaki "68 kuşağı" rüzgârı Türkiye’de de karşılık bulmuştu o dönem. Kanı kaynayan hak hukuk ve özgürlük isteyen üniversite gençliği ekonomik zorlukları da göz önüne alarak hareket noktası oluşturmuşlar. Benim yaşım o dönemler 4 veya 5 gibiyken ben dahi içimin yağları eriyordu onların maceralarını dinlerken. Başlangıçta üniversitelerdeki akademik reform talepleriyle (boykotlar ve işgaller) başlayan hareketler, zamanla ideolojik bir yapıya büründü. İstanbul ve Ankara Üniversiteleri bu hareketlerin merkezi olmuş.
2. İdeolojik Kutuplaşma ve İlk Silahlı Eylemler
1960'ların sonunda sol hareketler içinde "parlamenter yol" ile "devrimci hareketin hızını artırması anlamını taşımıştı…
70’li yıllar, Türkiye tarihinin en karanlık ve şiddet dolu dönemlerinden biri olarak kabul edilir. Yoksulluğun baş köşeye merdiven dayadığı o dönemler ne yazık ki Amerika’nın Kıbrıs’tan dolayı uygulamış olduğu ambargo yüzünden kuyrukların oluşmasına ve insanların istediği gibi geçinememesi yüzünden sol sağ davasına dönüştü. (Bu benim öngörüm) Özellikle 1975 ile 1980 yılları arasında hızla tırmanan anarşik olaylar, toplumsal bir travmaya dönüşmüştür. Bu dönemin bilançosu hem sokaktaki şiddet hem de 12 Eylül 1980 askeri darbesinin getirdiği yargılamalar nedeniyle oldukça ağırdır. Resmi ve gayri resmi kaynaklara bakıldığında bilanço ağır maliyetlere neden olmuştur. Bu rakamlara göre genel olarak şu şekildedir:
1. Sokak Çatışmaları ve Terör Olayları (1975- 1980)
12 Eylül darbesine giden süreçte yaşanan sağ-sol çatışmaları, suikastlar ve kitle katliamlarında (Maraş, Çorum, Sivas olayları gibi) hayatını kaybedenlerin sayısı tam olarak netleşmemiş olsa da genel kabul görmüş veriler şöyledir:
Ölü Sayısı: Yaklaşık 5.000 ile 5.500 kişi hayatını kaybetmiştir. Yaralı Sayısı: Çatışmalarda ve bombalı eylemlerde yaklaşık 20.000'den fazla insan yaralanmış veya sakat kalmıştır. Günlük Kayıp: 1980 yılının hemen öncesinde şiddet o kadar artmıştı ki, günde ortalama 20 ile 25 kişi siyasi cinayetlere kurban gidiyordu.
2. 12 Eylül 1980 Darbesi Sonrası Bilançosu
Askeri yönetimin gelmesiyle "anarşiyi durdurma" gerekçesiyle başlatılan operasyonlarda, Türkiye tarihinin en büyük tutuklama ve yargılama dalgası yaşanmıştır:
Gözaltı ve Tutuklamalar: Yaklaşık 650.000 kişi gözaltına alınmıştır.
Fişleme: 1 milyon 683 bin kişi emniyette fişlenmiştir.
Davalarda Yargılananlar: 210 bin davada 230.000 kişi yargılanmıştır.
Vatandaşlıktan Çıkarılanlar: 14.000 kişi vatandaşlıktan çıkarılmıştır.
3. İdamlar ve Cezaevindeki Ölümler
İdam Kararları: 517 kişiye idam cezası verilmiş, bunlardan 50 kişinin (24 sol, 8 sağ, 18 adli suçlu) cezası infaz edilmiştir. İşkence ve Cezaevi Koşulları: Resmi kayıtlara göre 171 kişi sorgu sırasında veya işkence nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Yaklaşık 300 kişi ise cezaevlerindeki elverişsiz koşullar, açlık grevleri veya tedavi eksikliği nedeniyle ölmüştür.
4. Mesleki ve Sosyal Kayıplar
Şiddet ve ardından gelen baskı dönemi sadece can kaybıyla sınırlı kalmamış, sivil hayatı da durma noktasına getirmiştir:
30.000 kişi "sakıncalı" olduğu gerekçesiyle işten atılmıştır.
Yaklaşık 4.000 öğretmen, yüzlerce öğretim görevlisi ve gazeteci mesleklerinden uzaklaştırılmış veya hapse mahkûm edilmiştir. Bu rakamlar, o dönemin sadece fiziksel değil, aynı zamanda ne kadar büyük bir entelektüel sosyal yıkıma yol açtığını da göstermektedir. O yüzden sokak terörünü ve Okullarda ki bu tip olayların bir daha yaşanmamasını istiyorsa eğer devletimiz, yapılacak şey öncellikle;
1-Okul çevresini temiz tutmalı
2-Aileleri denetleyip günlük muhabbetleri hakkında bilgi alınmalı.
3-Çocukların psikolojisini bozan silahlı silahsız özendirici oyunlar ülkede yasaklanmalı.
4-İki kişiden fazla çocuk bir arada durmamalı ve yolda yürümemeli.
5-Dersi algılamayan çocukların neden öyle olduklarının sebepleriyle birlikte araştırılıp gerektiğinde sanat okullarına yönlendirilmeli.
6-Kapı güvenliğine önem verilmeli ve müdürle beraber, nöbetçi öğretmenin denetimiyle çocuklar içeriye alınmalı.
7-Turnike geçişlerinde çantaların elektronik görüntülü sistemden geçirilmesi, çocukların da üst aramaları yapılırken “üzerinde bir şey var mı denilerek lalettayin yapılmamasıdır.
8-Allah sevenlerine çocuklarının acısını hiçbir zaman yaşatmasın…Âmin
CUMHURİYET TARİHİ İÇİNDE Kİ ANARŞİK ÇATIŞMALAR
Davut İzol
Yorumlar