Hiçbir cümle ki,
kurulurken bir yazanın eliyle
acıyla titremek istemez.
Barış gibi,
aşk gibi,
umut gibi,
sevda gibi...
Kelimelerin eklemlendiği bir yazın ile
kahkaya, halaya, serenada durmak ister.
***
Oysa bir şiirin,
bir öykünün,
cümle yazının kalbi ülkesidir.
Yani bir cümle, ülkesinin anlamı kadardır.
Kavgaların,
gürültülerin,
cinayetlerin ve haksızlıkların
sinir uçlarına dayandığı bir ülkede
kurulan her cümle,
umutları vuran bir kurşun gibi
ne yazık ki
saplanyor ömürlere.
***
Siyasetin,
adaletin,
barışın ve bir arada yaşamın
omurlarının kırıldığı bir ülkede
bir ustura gibi yırtıyor:
yokluk,
yoksulluk.
Yaşam atlasının.
***
Cinneti tetikliyor sonra;
giderek boşalan belleklerin
kirli,
lağım kokan sahneleri...
Sindiren,
güç bileyen,
yok sayan
mafyatik,
politik
sermayenin kantarında
özentilerini kusuyor insanlık,
birbiriyle yarışırcasına.
***
Bu ülkede siyaset, kendi çıkar ve makamlarını
cilalarken bir bir,
çanakçıları köşeleri dönüyor:
yatlar,
katlar,
para kasalarıyla...
Kadınların,
çocukların,
hayvanların
acımasızca katledilişlerinin gölgesinde
kravatlı arsızların
ışıklı plazalarında
vicdan hiç sızlamıyor.
Hiçbir cümle
kurtaramıyor kendini
müebbet utançtan.
***
Arsızların,
katillerin,
mafyaların alkışlandığı bu ülkede
daha ağır bedeller ödüyor toplum,
hunharca.
***
Garip...
Hiçbir amin kurtaramadı bu karanlık eşikten
soysuzların namlu ucunda duran masumları.
Hiçbir din,
hiçbir politik vaat...
Milletin meclisine,
yarınlarımızı güvenip emanet ettiğimiz
tek bir adam.
Hayat yıllarca bizleri
karanlık softaların,
yüzü pas içinde kalmış
kurtuluş hikâyelerinin
içi boş,
adı var
demokrasi kavramının
karanlık labirentinde,
bu ülkede
depremlerle,
darbelerle,
ekonomik krizlerle,
son dalga yolsuzluk haberleriyle,
insan ve hayvan katliamlarıyla,
yoksulluk ile savururken
psikolojik dengesini yitirmiş bireyleri
tetiklediğini görmüyoruz,
düşünmüyoruz.
Böyle bir çürümüşlükte.
Sn. kendini neye sayarsa sayan.
Bayım-bayan,
kabiliyet ötesi (!) siyasiler eşliğinde...

Ülkem,
halkım için
bildiğim tek büyülü cümle:
Daha çok barış!.