Değerli okuyucularımız herkese dua ve selamla yazıma başlıyorum

Bir esnaf ziyaretinde, saatler 17.00’yi gösterirken karşılaştığım manzara, bu ülkede artık “istisna” değil, giderek “olağan” haline gelen bir gerçeği bir kez daha yüzüme çarptı. Öğle yemeği dahi yenememiş, ekonomik yetersizlikler nedeniyle sofralarını soğan, ekmek ve domatesle kurmak zorunda kalan insanlar…

Bu sadece bir anlık gözlem değil; bu, yıllardır biriken ekonomik ve sosyal çürümenin sessiz ama çok gürültülü bir fotoğrafıdır.

Sormak gerekiyor: Biz bu noktaya nasıl geldik?

Bu ülkede yanlış ekonomik tercihler, plansız politikalar ve adalet duygusunu zedeleyen yönetim anlayışı, ne yazık ki geniş halk kesimlerini giderek daha derin bir yoksulluğa itmiştir. Bir yanda ay sonunu getiremeyen milyonlar, diğer yanda ise kamusal kaynaklardan beslenen ayrıcalıklı bir zümre…

Bu tabloyu sadece ekonomik bir kriz olarak açıklamak eksik kalır. Bu, aynı zamanda bir yönetim ve vicdan krizidir.

Vatandaş; yalnızca insanca yaşamak, emeğinin karşılığını almak, onuruyla geçinmek isterken; sistemin yükünü taşıyan kesimlerin giderek daha fazla ezildiği bir düzen ortaya çıkmıştır. Buna karşılık, kamu gücünü elinde bulunduran bazı kişi ve yapılar hakkında dile getirilen “çoklu maaşlar”, “ayrıcalıklı gelirler” ve “adaletsiz kaynak dağılımı” iddiaları, toplum vicdanında derin yaralar açmaktadır.

Bu iddialar ister tek tek doğru ister eksik olsun, asıl mesele şudur: Halkın büyük bir kısmı adalet duygusunun zedelendiğine inanmaktadır. Ve bir ülkede inanç yıkıldığında, güven de yıkılır.

Bugün mesele sadece ekonomik darlık değildir. Mesele; adaletin, liyakatin ve eşitliğin giderek aşınmasıdır. Mesele; çalışan, üreten ve vergi veren insanın kendini sistemin dışında hissetmesidir.

Bu nedenle bu yazı bir isyan değil, bir uyarıdır.

Çünkü görmezden gelinen her yoksul sofra, ertelenen her adalet duygusu ve yok sayılan her emek; bir gün çok daha büyük bir toplumsal kırılmanın habercisi olabilir.

Bu ülke, sadece güçlülerin değil; sessiz çoğunluğun da ülkesidir. Ve artık o sessizliğin içindeki çığlığı duymak zorunludur.

Belki hâlâ bir umut vardır: Vicdanı kalanların, adaleti hatırlayanların ve bu düzeni sorgulayanların sayısı artarsa…

Vesselam