YENİ ERGENEKON

12 Haziran 2007’de İstanbul Ümraniye’de 27 el bombası bulunmasıyla “Ergenekon” adıyla bir operasyon resmen başlatıldı. Kim, neden bu soruşturmaya ya da operasyona “Ergenekon” adını vermiş bilmem de; herhalde Dünyada, Marksisti, ülkücüsü, İslamcısı, işadamı, mafyası, askeri, polisi, işkencecisi, öğretim üyesi, gazetecisi, yazarı, şairi bir olup çete kurduğu, aynı dava dosyasında yer aldığı bir başka soruşturma olayı yoktur. Onlarca insan gözaltına alındı, tutuklandı, cezalandırıldı. Sonra “Balyoz” davasıyla desteklendi. Hükümet ile Cemaat arasında kavga çıkınca da “Fetö kumpası” denip dosyalar birer birer kapatıldı.

Fakat aradan yıllar geçip de iktidarın gücü azalmaya başlayınca hedef daraltılarak muhalif partilerin önemli isimlerine ve gazeteci-aydınlara yönelik yeni bir operasyon başlatılması ihtiyacı duyuldu. İşte bu operasyona da biz “Yeni Ergenekon” diyoruz.

Evet, neden “Ergenekon”?

Nedir “Ergenekon”?

Ünlü Ergenekon Destanı’yla bu soruşturmanın ne ilgisi var?

Ya da bu ünlü destanla, bu ünlü soruşturmayı bileştirirsek, nasıl bir tablo ortaya çıkar, bir bakalım.

Ergenekon destanı, Göktürkler'in türeyişini anlatan bir Türk destanıdır. Genel olarak, düşman tarafından hile ile yenilgiye uğratılan Türklerin, Ergenekon Ovası'nda yeniden türeyip tekrar eski yurtlarına dönerek düşmanlarıyla çarpışmalarını anlatır. Türk illerinde Türk oku ötmeyen, Türk kolu yetmeyen, Türk'e boyun eğmeyen bir yer yoktu. Bu durum, başta Ekrem İmamoğlu ve Selahattin Demirtaş olmak üze tüm yabancı kavimleri kıskandırıyordu. Yabancı kavimler, Ahmet Türk, Ahmet Özer ve Zeydan Karalar önderliğinde birleştiler, Türkler'in üzerine yürüdüler.

Bunun üzerine Türkler çadırlarını, sürülerini bir araya topladılar; çevresine hendek kazıp beklediler. Selçuk Mızraklı, Muhittin Böcek ve Tunç Soyer’in de aralarında bulunduğu düşman kuvvetleri gelince vuruşma da başladı. Günlerce savaştılar.

Sonuçta Türkler, bu savaştan galip çıktılar. Bu yenilgileri üzerine düşman kavimlerin hanları, beğleri konumundaki Figen Yüksekdağ, Suat Toktaş, Ece Üner ve Özlem Gürses ve daha niceleri av yerinde toplanıp konuştular. Dediler ki: "Türklere hile yapmazsak halimiz yaman olur" Tan ağaranda, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Türkler, "Bunların gücü tükendi, kaçıyorlar" deyip artlarına düştüler. Başlarını Mehmet Murat Çalık, Resul Emrah Şahan’ın çektiği düşman, Türkler'i görünce birden döndü. Vuruşma başladı. Türkler yenildi. Düşman, Türkleri öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını, mallarını öyle bir yağmaladılar ki tek kara kıl çadır bile kalmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler, küçükleri tutsak ettiler.

O çağda Türkler'in başında İl Kağan vardı. İl Kağan'ın da birçok oğlu vardı. Ancak, bu savaşta biri dışında tüm çocukları öldü. Kayı (Kayan) adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Kagan'ın bir de Tokuz Oguz (Dokuz Oğuz) adlı bir yeğeni vardı; o da sağ kalmıştı. Kayı ile Tokuz Oguz tutsak olmuşlardı. On gün sonra ikisi de karılarını aldılar, atlarına atlayarak kaçtılar. Türk yurduna döndüler. Burada düşmandan kaçıp gelen develer, atlar, öküzler, koyunlar buldular. Oturup düşündüler: "Dörtbir yan düşman dolu. Dağların içinde kişi yolu düşmez bir yer izleyip yurt tutalım, oturalım." Sürülerini alıp dağa doğru göç ettiler. Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine sarp bir yoldu ki deve olsun, at olsun güçlükle yürürdü; ayağını yanlış yere bassa, yuvarlanıp paramparça olurdu. Türkler'in vardıkları ülkede akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, yemişler, avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, ulu Tanrı'ya şükrettiler. Kışın hayvanlarının etini yediler, yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler.

Bu ülkeye Ergenekon dediler. Dediler demesine de yüzyıllar sonra, her ideolojiden, her meslekten, her konumdan insanların gözaltına alınıp, tutuklanacağı bir operasyona da bu ismin verileceğini nerden bilsinlerdi? Zaman geçti, çağlar aktı; Kayı ile Tokuz Oguz'un birçok çocukları oldu. Kayı'nın çok çocuğu oldu, Tokuz Oguz'un daha az oldu. Kayı'dan olma çocuklara Kayat dediler. Tokuz'dan olma çocukların bir bölümüne Tokuzlar dediler, bir bölümüne de Türülken. Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon'da kaldılar; çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar. Aradan dört yüz yıl geçti. Dört yüz yıl sonra kendileri ve süreleri o denli çoğaldı ki Ergenekon'a sığamaz oldular. Çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki: "Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon'dan çıkalım. Ergenekon dışında kim bize dost olursa biz de onunla dost olalım, kim bize düşman olursa biz de onunla düşman olalım.”

Bu kararı duyan Hasan Akgün, Hakan Bahçetepe, Utku Caner Çankaya ve niceleri kara kara düşünüp çareler aramaya başladılar. Türkler, kurultayın bu kararı üzerine, Ergenekon'dan çıkmak için yol aradılar; bulamadılar.

O zaman bir demirci dedi ki: "Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat demire benzer. Demirini eritsek, belki dağ bize geçit verir." Gidip demir madenini gördüler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü odun-kömürle doldurdular. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp, yetmiş yere koydular. Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Tengri'nin yardımıyla demir dağ kızdı, eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak denli yol oldu…

Bu yol; Türkler’in kurtuluş umudu olurken; Özgür Kabadayı, Alaattin Köseler, Rıza Akpolat, Hasan Mutlu, Oya Tekin, Kadir Aydar dahil herkesin korkulu rüyası olur…

Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmeyen. Bozkurt geldi, Türk'ün önünde dikildi, durdu. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti. Ve Türkler, Bozkurt'un önderliğinde, o kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününde Ergenekon'dan çıktılar. Türkler o günü, o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, Türkler’in bayramı oldu. Her yıl o gün büyük törenler yapılır. Bir parça demir ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Türk kağanı kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Sonra öteki Türk beğleri de aynı işi yaparak bayramı kutlarlar.

Kutlarlar, kutlamasına da… Düşman durur mu? TÜSİAD üyeleri, Ergün Poyraz, Alican Uludağ, Suat Toktaş, Şaban Sevinç, Şule Aydın, Bahadır Özgür, Türkler’in bu toparlanmasını ve güçlenmesini bir türlü hazmedemezler. Bu ekibe kimler katılmaz ki?.. Tanju Özcan, Abdurrahman Tutdere, Murat Ongun, Buğra Gökçe, Murat Abbas, Tuncay Yılmaz, Fatih Altaylı, Furkan Karabay, Yıldız Tar, Merdan Yanardağ, Enver Aysever, İsmail Saymaz…

Ergenekon'dan çıktıklarında Türkler’in kağanı, Kayı Han soyundan gelen Börteçine (Bozkurt) idi. Börteçine bütün illere elçiler gönderdi; Türkler'in Ergenekon'dan çıktıklarını bildirdi. Ta ki, eskisi gibi, bütün iller Türkler'in buyruğu altına girdi.

Bu durum; Ümit Özdağ, Özlem Gürses, Şirin Payzın, Barış Pehlivan, Timur Soykan, Murat Ağırel, Barış Terkoğlu, Ruşen Çakır, Ayşenur Arslan gibi muhalif kesimleri harekete geçirir... On binlerce kişi, meydanlara çıkıp bıkmadan, usanmadan, yılmadan haykırırlar. Onlar harekete geçer de, durulur mu? Sabahın köründe evler basılır, bürolar aranır… Onlarca kişi gözaltına alınır, tutuklanır. Binlerce kişi listelenir, takibe alınır, yeni senaryolar yazılır…

Kıyasıya bir savaş durdurulamaz artık. Her cephede bir taraf savaş çağrıları yapar, diğer taraf “kabulümüzdür” der, her yandan satranç hamleleriyle zafer ve hesap naraları yankılanır.

Aslında “biz”de yoktu, “düşman” da. Hepsi aynıydı tarih boyunca. Taraflar düşman değil rakipti. Yapılan da savaş değil rekabetti. Kimse kendisini memleketin sahibi, rakipleri de düşman olarak göremezdi. Savaş, işgalcilere, kan emicilere, emek düşmanlarına yapılmalıydı. Yani, emeğiyle yaşamını sürdüren, çalışarak geçimini sağlayan, beyin ve kol gücüyle üretime katılan insanlar birlik olmalı; bunlara karşı olan, çalışmak yerine çalışanların emeğine el koyarak egemenlik kuranlar karşı tarafta olmalıydı. Bunu bilenler azınlıktaydı. Bilerek savaş kışkırtıcılığı yapanlarsa rant düzeninin devamından yana olanlardı. Fakat, tarih boyu, birbirine benzeyen, çıkarları ve kaderleri ortak olanlar bir araya gelmek yerine inandırıldıkları yerlerde başkalarına düşman edildi. Şimdi de durum aynıydı.

Bu “Yeni Ergenekon” nasıl bir seyir izleyecek, nasıl noktalanacak bekleyip göreceğiz.

Tüm Halkımızın bayramını kutluyorum.