YAŞAMAYA DAİR!

"Yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın,

bir sincap gibi mesela,

yani, yaşamın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın;

yani, o derecede, öylesine ki,

mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuvarda,

insanlar için ölebileceksin;

hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin hâlde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin;

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

ölmekten korktuğun hâlde ölüme inanmadığın için,

yaşamak, yani ağır bastığından.

1947

Bazı dizeler vardır; insan onları yalnızca okumaz, içinde taşır. Nazım Hikmet'in Yaşamaya Dair şiiri de benim için tam olarak böyle bir şiirdir.

"Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın..." dediği anda insan durup düşünüyor. Gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa sadece günleri mi tüketiyoruz? Çoğu zaman telaşın, kaygının ve bitmek bilmeyen koşuşturmanın içinde yaşamayı erteliyoruz. Oysa yaşam, ertelenemeyecek kadar kıymetlidir.

Nazım Hikmet, yaşamayı büyük laflarla değil, küçük ama anlamlı örneklerle anlatıyor. "Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin..." derken bana umudu hatırlatıyor. Belki o ağacın gölgesinde hiç oturamayacağız ama yine de dikmeye devam edeceğiz. Çünkü umut, geleceği göremesek bile ona emek vermektir.

Şiirin en çok etkileyen yanlarından biri de her koşulda hayata tutunmayı öğütlemesidir. Hastalıkta da, savaşta da, hapiste de insanın merakını, gülüşünü ve yaşama sevincini kaybetmemesi gerektiğini söylüyor. "Nasıl ve nerede olursak olalım, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşanacak..." dizesi bana, şartlar ne kadar zor olursa olsun içimizdeki hayat ışığını söndürmememiz gerektiğini hatırlatıyor.

Ve sonra o unutulmaz dizeler geliyor: "Bu dünya soğuyacak..." Evet, bir gün hepimiz gideceğiz; dünya da sonsuza kadar bugünkü gibi kalmayacak. Ama önemli olan, o gün geldiğinde geriye dönüp içtenlikle "Yaşadım." diyebilmektir. Çünkü yaşamak, sadece nefes alıp vermek değil; sevmek, emek vermek, üzülmek, umut etmek ve hayatın hakkını verebilmektir.

Ben bu şiiri her okuduğumda kendime aynı soruyu soruyorum: Bugün gerçekten yaşadım mı? Bir insanın yüzünü güldürebildim mi? Bir ağaca, bir çocuğa, bir dosta, bir kitaba zaman ayırabildim mi? Çünkü yaşamın değeri yıllarla değil, o yılların içini nasıl doldurduğumuzla ölçülüyor.

Nazım Hikmet'in dizeleri, aradan geçen onca yıla rağmen hâlâ capcanlı. Çünkü insana en temel gerçeği hatırlatıyor: Yaşam, bize verilmiş en büyük armağandır. Onu korkularla eksiltmek yerine umutla çoğaltmak, belki de bu dünyaya bırakabileceğimiz en güzel izdir.