YAĞMUR ALTINDA BİR VEDA, HAYATA DAİR BİR DERS

Değerli okuyucularım, hepinize dua ve selam ile yazıma başlıyorum. Allah’ın rahmeti, bereketi ve mağfireti hepimizin üzerine olsun inşallah.

Dün teyzem Rahmân’ın rahmetine kavuştu. Öncelikle tüm geçmişlerimize Allah’tan rahmet diliyor, ebediyete intikal eden teyzem için de sizlerden dua ve ruhuna bir Fatiha okumanızı rica ediyorum.

Teyzem, Tatvan’ın Koyunpınar köyünde ikamet ediyordu. Normalde pazar günleri çarşıya çıkmaz, günümü evde geçirirdim. Ancak o gün, ne hikmetse sabah saat 08.00’de çarşıya çıktım. Bir esnaf dostumun dükkânına gidip yaklaşık yirmi dakika sohbet ettik.

Hani derler ya, “kara haber tez yayılır.” Telefonuma bir mesaj geldi. Mesaj, kız kardeşimdendi. Teyzemin vefat haberini bildirdi. Hemen oradan kalkıp cenazeye gitmek üzere yola koyuldum.

Cenaze, Tatvan’ın Koyunpınar köyündeydi; Tatvan’a yaklaşık 20 dakika mesafedeydi. Yola çıktığımızda Allah’ın rahmeti sağanak sağanak yağıyordu. Yolda derin düşüncelere daldım. Çocukluğumuzda sık sık köye gider gelirdik, fakat tam 25 yıldır köye gitmemiştim.

Köye vardığımızda, eskiden bildiğimiz hiçbir şeyin kalmadığını gördüm. Her yer değişmişti; yeni evler, yeni camiler, yeni okullar… Bambaşka bir köy olmuştu.

Arabadan inip cenazenin yıkandığı caminin önüne geldik. Yağmur hâlâ şiddetliydi. Bu şartlarda cenazeyi kaldırmak mümkün görünmüyordu. Yağmurun dinmesini beklemek üzere camiye geçtik. Taziye evi, cenaze haberini duyan insanlarla dolmuştu. İçeride soba yanıyordu; hepimiz onun etrafında ısındık. Hava oldukça soğuktu.

Yağmur bir türlü dinmeyince bazıları hocaya, “Beklersek cenazeyi kaldıramayacağız,” dedi. Bunun üzerine hoca cenazenin kaldırılmasına karar verdi.

Cenaze arabası geldi. Teyzemin vasiyeti üzerine, Tatvan’ın bir başka köyü olan Küçüksu köyüne doğru yola çıktık. Yağmur hâlâ tüm şiddetiyle devam ediyordu.

Defnedileceği yere vardığımızda herkes araçlarını park etti ve mezarlığa doğru yürüdük. Mezarlığın girişinde yazan “Her nefis ölümü tadacaktır” sözü beni derinden etkiledi. Düşünen ve hisseden her insan için büyük bir nasihat… Ancak günümüz insanı için ne kadar etkili, bilemiyorum.

Mezarın başına geldiğimizde kalabalık oldukça fazlaydı. Yağan yağmura rağmen defin işlemi gerçekleştirildi. Hoca dua etmeye başladı. Hep birlikte mezarı toprakla doldurduk. O esnada yağmur biraz hafifledi.

Tam o anda aklımdan şu söz geçti:

“Ey insan, son durak mezardır.”

Dünya sultanlığı bile mezara kadardır.

Bu yaşananlar bir kez daha gösterdi ki, insan ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın, geçmişi ve kökleri bir gün onu yeniden bulur. Yıllar sonra adım attığım o köyde, değişen sadece evler ve yollar değildi; zaman, hatıraları da sessizce dönüştürmüştü. Fakat değişmeyen tek gerçek vardı: hayatın faniliği ve ölümün kaçınılmazlığı.

İnsan çoğu zaman dünyaya öyle bağlanır ki, sanki hiç ayrılmayacakmış gibi yaşar. Oysa bir mezar taşı, bütün bu düşünceleri altüst etmeye yeter. Dün nefes alan, konuşan, gülen bir insanın bugün toprağa emanet edilmesi; dünya hayatının ne kadar kısa ve geçici olduğunun en açık delilidir. Asıl olanın; geride bırakılan mal, mülk ya da unvan değil, yapılan iyilikler ve kazanılan gönüller olduğu o an daha iyi anlaşılır.

Yağan yağmurun altında yapılan o defin, sanki ilahi bir hatırlatma gibiydi. Her damla, toprağa düşerken insana şunu fısıldıyordu: “Sen de bir gün bu toprağın altına gireceksin.” İşte o yüzden insan, hayatını boş şeylerle tüketmemeli; kırmadan, incitmeden, hakkaniyetle yaşamaya gayret etmelidir. Çünkü geriye dönüp bakıldığında, insanın içini ısıtan tek şey güzel hatıralar ve hayırla anılmaktır.

Belki de en büyük ders şudur: Ölüm, bir son değil; bir başlangıçtır. Bu dünyada yaptıklarımızın hesabını vereceğimiz yeni bir hayatın kapısıdır. O kapıya hazırlanmak ise bugünden başlar. Her nefes, bize verilmiş bir fırsattır. Bu fırsatı değerlendirenler için ölüm bir korku değil, bir kavuşmadır.

Rabbim bizlere hayırlı bir ömür, imanla son bulan bir hayat ve ardımızdan hayır dualar bırakan bir yaşam nasip etsin. Mekânı cennet, makamı âli olsun inşallah.

Vesselam