Kırşehir merkez Taburoğlu köyü yakınlarında bulunan Üçayak kilisesi 10-11.yüzyıldan günümüze kadar ulaşmış tarihi yapıdır.1938 depremi öncesinde üç büyük kemer üzerinde duran görüntüsü sebebiyle üçayak ismini almıştır. Sanat tarihçileri mimarı açıdan ikiz kilise kategorisinde değerlendirmişlerdir. İkiz kilise; mimari olarak birbirine bitişik, paralel şekilde inşa edilmiş ve genellikle içten bir geçitle ya da ortak bir duvarla birbirine bağlanan iki ayrı ibadet alanından oluşan yapı tipidir. Bu yapılar dışarıdan bakıldığında tek bir kütle gibi görünse de içeride her iki kilisenin de kendine ait işlevsel bölümleri bulunur.
Yapının tamamen tuğladan inşa edilmesi ve yapımında kullanılan teknikler, dönemin saray mimarisiyle benzerlik göstermesi yapının inşa edilme sebebine dair birkaç düşünceyi ortaya çıkarmıştır. Saray mimarisiyle benzerlik göstermesi kiliseyi saray düzeyinde bir bağışçının yaptırmış olabileceği düşüncesini desteklemektedir. İkiz kilise şeklinde tasarlanmış olması kilisenin iki farklı imparatorluk ailesinden iki kişiye adanmış olabileceğini desteklemektedir. Yapının çevresinde bir yerleşim birimi olmaması adak kilisesi olarak yaptırılmış olabileceği düşüncesini desteklemiştir. Birtakım araştırmalara dayanan bu düşüncelere varsayım olarak kalmaktadır. Yapıyla ilgili fazla kaynak olmadığı için benzer yapılarla kıyaslanarak birtakım düşünceler ortaya koyulmaktadır. Yapının 1938 depremine kadar kubbelerinin ayakta olduğu fakat depremde büyük bir hasar aldığı kayıtlara geçmiştir.
Üçayak kilisesi Kırşehir’in tarihi ve turizmi açısından büyük önem taşımaktadır. Dünyada eşine az rastlanan "ikiz kilise" mimarisiyle Kırşehir’i uluslararası sanat tarihi haritalarına taşıyan bu anıt, topraklarımızın ne denli zengin bir kültürel geçiş güzergâhı olduğunu kanıtlar. Halkımız için Üçayak, sadece Taburoğlu köyü yakınındaki ıssız bir kalıntı değil; Selçuklu ve Osmanlı mirasımızla harmanlanan, bu coğrafyanın çok katmanlı ve kadim tarihini gururla temsil eden bir dünya mirasıdır. Japon akademik kaynaklarında Üçayak kilisesi yok olma tehlikesi altındaki anıtlar arasında yer almaktadır. Bu durum, yapının sadece Kırşehir için değil, dünya mimarlık mirası için de ne kadar kritik bir eşikte olduğunu göstermektedir. Bin yılı aşkın süredir ayakta kalan bu eşsiz tuğla işçiliğinin gelecek nesillere aktarılabilmesi için profesyonel restorasyon çalışmalarının hızla başlatılması ve yapının çevresel etkilerden korunacağı bir koruma çatısı altına alınması büyük önem taşımaktadır. Ancak bu şekilde, Anadolu’nun ortasındaki bu yalnız anıtı hak ettiği turizm potansiyeline kavuşturabilir ve tarihin sessiz tanıklığını sürdürmesini sağlayabiliriz.