Kırşehir Neşet Ertaş Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen kitap fuarına katılan tarihçi ve araştırmacı-yazar İsmail Yiğit, hem Kırşehir’i gezmek ve tanımak hem de eserlerini tanıtmak amacıyla fuarda yer aldı. Yiğit, Kırşehir Çiğdem Gazetesi mikrofonlarına yaptığı açıklamalarda, kitap çevirileri ve yayımladığı şiir kitabı hakkında bilgi verdi.
Yiğit, fuarın kültürel açıdan önemine dikkat çekerek, gençlerin kitaplarla buluşmasının geleceğe yapılan en büyük yatırım olduğunu vurguladı.
Yiğit, 1923 ve 1925 yıllarında basılmış Osmanlıca eserleri İstanbul’daki mezat ve açık artırmalardan temin ettiğini belirterek, bunları günümüz Türkçesine birebir çevirdiğini söyledi. Çevirisini yaptığı eserlerden birinin, Varna Rüştiyesi Müdürü Osman Nuri tarafından İngilizce’den Osmanlı Türkçesine aktarılmış olduğunu vurguladı.
“Osmanlıca aslında ayrı bir dil değil, Türkçenin Arapça ve Farsça kelimelerle zenginleşmiş yazı dilidir. Biz kestirmeden Osmanlıca diyoruz ama doğru ifade Osmanlıca Türkçesi olmalı. İnsanlar Osmanlıca’yı yabancı bir dil gibi algılıyor, oysa metinler Türkçedir” diyen Yiğit, bu eserleri genç kuşaklara aktarmanın önemine dikkat çekti.
Milli hikâyeler çevirisi
Yiğit’in üzerinde çalıştığı ikinci eser ise Mustafa Rahmi Balaban’ın 1923 tarihli taş baskı kitabı. Bu kitapta 33 milli hikâye yer alıyor. Yiğit, “Bu hikâyelerin yarısı Balaban’a ait, diğer yarısı ise Orta Asya, Orta Doğu ve Endülüs kaynaklı milli hikâyelerden derlenmiş. Çocuklarımızın bu eserlerle büyümesi, ileride dünya klasiklerine yönelmeleri için sağlam bir temel oluşturur” dedi.
Yiğit, bu kitabı da günümüz Türkçesine birebir çevirerek yeni kuşaklara kazandırdığını, hikâyelerin bir kısmını ikinci ve üçüncü kitaplarda yayımlamaya devam edeceğini açıkladı.
Kuşaktan kuşağa aktarılan Osmanlı Türkçesi sevdası…
Kırşehir Neşet Ertaş Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen kitap fuarında konuşan tarihçi-yazar İsmail Yiğit, tarihçiliğinin köklü bir aile geleneği olduğunu vurguladı. Yiğit, aslen Erzurumlu olduğunu ve dedesinin İstiklal Savaşı gazisi olduğunu belirterek, “Dedem dokuz yıl boyunca cephede kaldı. Osmanlıca’ya çok hâkimdi, Latin harflerini bilmezdi. Bu birikim ailemizde kuşaktan kuşağa aktarıldı. Ben de aynı yolu sürdürüyorum” dedi.
Yiğit, elinde çevrilmeyi bekleyen en az on kitap bulunduğunu ifade ederek, bunlar arasında Yusuf ile Züleyha hikâyesinin de olduğunu söyledi. Kur’an’da geçen 111 ayeti temel alan bu hikâyede farklı detayların bulunduğunu belirten Yiğit, “Mesela Yusuf’u kuyuya atan kardeşlerinin ardından Yahuda isimli abisi ona gizlice yiyecek ulaştırıyor. Bu tür ayrıntılar eseri daha da zenginleştiriyor. Bu hikâyenin gençler tarafından mutlaka okunması gerektiğine inanıyorum” diye konuştu.
İlk şiir kitabi “Sevdirme” görücüye çıktı
Tarihçi-yazar ayrıca “Sevdirme” adlı şiir kitabını da tanıttı. Osmanlıca metinlerle yoğun şekilde çalışmanın şiir yazımına katkı sağladığını dile getiren Yiğit, “Belki bin şiirim var ama bu çalışmalar daha kaliteli şiirler ortaya çıkardı. Bir akşam masaya oturduğumda kalem ve kâğıt adeta beni bekliyordu. O an kendimden değil, okuduklarımdan bahsetmeye karar verdim ve şiir kitabım böyle ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.