SICAKTANDIR SICAKTAN…

Yahu meteoroloji sana ne diyeceğimi bilemiyorum. Allah seni bildiği gibi yapsın. Böyle sıcak olur mu? “Yarın 40 derece, 42 derece” diye açıklıyorsunuz, vatandaş yandı mı, kavruldu mu umurunuzda değil. Size göre hava hoş, klimalı odalarınızda keyfiniz yerinde nasıl olsa. Biraz vicdana gelip “26 derece, 28 derece olacak” deseniz ölür müsünüz yani?

Meteorolojici kardeşim sen bu havaları böyle yapmasan, ben geri zekalı mıyım dünyanın nefret ettiği milyonlarca insanın katili, Gazze’yi, İran’ı, Irak’ı kan gölüne çeviren diktatör ötesi haydudu ülkeme gelince alkışlar mıydım? Galata Köprüsü’ünde Filistin bayrağı açtığımı unutup da Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü Amerikan bayrağı renklerine boyar mıydım? “Rahip Bronson yüksek bir ceza alacaktı. Sayın cumhurbaşkanına telefon ettim, hemen bıraktı” diye övünen eşkıyanın sözleri, devlet erkanını, yargı camiasını, tüm ulusu en derinden rahatsız etmiyorsa ve hala “Ülkemizde yargı bağımsızdır, hukukun üstünlüğü vardır” denebiliyorsa; hele hele o papaza tahliye kararı veren yargıç, bu açıklamadan sonra bile meslektaşlarının, çocuklarının yüzüne bakabiliyorsa, tek neden sıcaklardır sıcaklar…

Bak meteoroloji, sen sıcaklığı 40 derece yaptın, benim şekerim 500’e çıktı. Bu şekerle bir ulusun yedi düvele verdiği anti-emperyalist savaşa “kurtuluş savaşı değil” diye saçmalayacak kadar şuurumu kaybetmişsem suç ben de mi? Ben bir günde profesör olmuş adamım, ne anlarım tarihten. Fakat atanamayan öğretmenlere, özel okullarda ayrımcılığa uğrayan öğretmenlere, öğrencilere bir öğün yemek veremediğime, okullarda hijyeni sağlayamadığıma, kısaca maarifi idare edemediğime verecek cevabım olmayınca mecburen tarihe sığındım işte. Sıcaktandır sıcaktan…

Bu havalardan tansiyonum da 20’yi geçti. Bu tansiyonla, yıllardır gına gelen hızlı tren konusunu yeniden gündeme getirip, üstelik de 2053’e kadar sabır isteyen bir garip ruh hali sarmışsa bedenimi, elbette artık insanları kandırmak, onların aklıyla alay etmek bir yana, siyaseti komediye dönüştürmek gibi garip davranışlarım da normal görülmeli. Nasıl olsa şimdilik metal yorgunluk diye koltuğuma dokunan yok, parti içi muhalefet sıfır; tabanımızdan, yönetimden kimse ses de çıkartmıyor; sonraki seçimlere kadar da unutulur bu laflarım, öteledim meseleyi 2053’e. Yanlış anlaşılmasın, sıcaklardandır, sıcaklardan.

Bunaltıcı sıcaklara bir de yüzde 70 nem eklenince satürasyonum da 70’in altına düştü haliyle, nefes almakta zorlanıyorum. Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’daki jandarması ve tetikçisi Netanyahu’yu gözümüzün içine baka baka defalarca göklere çıkaran Trump’a “dostumuz ve müttefikimiz” diye dört elle sarılıp, saldırı altındaki İran’ı kınayan bildiriye imza atmam, işte bu oksijen yetersizliğindendir. Yani sıcaktandır, sıcaktan.

Aslında bu hava sıcaklığını meteoroloji değil de TÜİK ölçse rahatlayacağız sanki. Gerçi onun da elinin ayarı yok. Tutar eksilere düşürür, bugünleri ararız. Fakat bu sıcaklar nabzımızı 130’lara çıkartınca, ister istemez algımızda, kişiliğimizde de bir erozyon oluşuyor galiba. Milyonlarca insanın hain, utanmaz, yüzsüz, onursuz, maşa diye hakaret edip kurultay istemeleri hiç mi hiç önemli değil. Bir günün beyliği beyliktir diye koltuktan kaldırtmıyor insanı pişkinlik… Güya “Partiden ayrılmasınlar, niye ayrılıyorlar” diyor da; aslında “O diyenler, gitsin yazgısı mazlum, gönlü zengin güzel abileriyle partilerini kursunlar, bize yüzde 2-3 yeter” demeye getirtiyor yüksek nabız. Fakat azıcık, minnacık onur olsa o görevi kabul etmez; etse bile hemen kurultay kararı alır, kiralık bisiklete binmiş gibi bindiği ile indiği bir olurdu o koltuktan. Demek ki, sıcaklar insanın utanma duygusunu da elinden alıyor. Hadi hiçbir şeyden utanmadın da, bir yiğit çıkmış sana “İkimiz yarışalım, yüzde 90 ben alamazsam siyaseti bırakırım” diye meydan okuyor, bundan da mı yüzün kızarmıyor? Bu da sıcaktandır sıcaktan…

Meteorolojici birader, valla ateşim 40’ı geçti artık. Bak, bu işin sonu hipertermi, sonuç da menenjit oldu galiba ki kendimi durduramıyorum. Sabah belediyelere operasyon, öğleyin protestocu gençlere, grevci işçilere gözaltı, akşam komedyenlere, sanatçılara tutuklama. Benzine, ilaca, gıdaya, gübreye, harca, borca zam. “Bunca eziyet ve zulümden sonra, insanlardan nasıl oy isteyeceğim” diye bile düşünemiyor insan 40 derece ateşle. “Seçim yaklaşırken emekli maaşına biraz zam yaparız, asgari ücreti artırırız, bir de vergi, bağkur affı çıkardık mı her şey hallolur” diye halüsinasyonlar görmeye başlıyoruz. Ata yokuşun başında verilen arpanın fayda etmeyeceğini, düzenli beslemezsen yokuş başında verilen arpanın ata yük olduğunu kavrayamıyoruz. Kurt, kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz. Yarı aç, yarı çıplak, baskı altında, hukuksuzluk altında geçen günler bir maaş zammıyla, bağkur affıyla unutulur sanıyorlar… Sıcaktandır sıcaktan…

Ekonomi yanıyor, siyaset ateş topu, adalet cayır cayır. Göğsümüz daralıyor, boğazımızı sıkıyorlar, gözümüz kararıyor, içimizde mayınlar patlıyor. Yangın yerinin tam ortasındayız.

Adanalı hemşerimiz gibi tam güneşe kurşun sıkma zamanı ama saniyede 70 bin kilometre hızla kendi etrafında dönen bir hedefi tutturmak, kolay değil. Ustalık ister, bilgi ister, emek ister, mücadele ister… Ama sonunda hedef bir tutarsa, bunaltan hava, ateş topu, mayın, kül, köz ne varsa hepsi selama durur. Galiba ışık da görüldü.

Biliyorum, şevkiniz kırıldı, moraliniz bozuldu, karamsarlık oluştu galiba. Ben de aynı durumdayım (Ama umudum baki). Sıcaktandır sıcaktan…

Bu arada 18 yıldır tatil yapmıyorum. Bu yıl da yapmayacağım. Ama bir izni hak ettim. Hava boğuyor çünkü, yazı yazası gelmiyor insanın. Sıcaklar geçinceye kadar biraz nefes alalım. Güzün yine yazarım.