“Hayli önce, belki altmış-yetmiş yıl önce, Mübârek Ramazan ayında devlet dâireleriyle mektepler, öğleden sonra açılır, ikindiden evvel kapanırdı. Yâni çalışma müddeti, en uzun günlerde üç buçuk- dört saat. Bu bakımdan bu kutlu ay, maddeten de bir dinlenme zâmanına dönüşür, insanları mutlu da ederdi.
Akşamları iftar edildikten, yemek yenip kahveler, çaylar içildikten, bir zaman da sohbetle vakit geçirildikten sonra yatsı namazına gidilirdi. Varlıklı olanlardan, konaklarına bir ay, yatsı namazıyla terâvih namazını kıldırmak üzere hususi imam tutanlar da vardı. Tabii bu imamın, güzel yüzlü, yol-erkân bilir, vücutça düzgün, boylu-poslu ve musıkıyden anlar, sesi güzel bir kişi olması da şarttı… Terâvihten çıkıldıktan sonra zevkler ayrılırdı. Bâzıları, mahya seyrine giderler, her câmiinin hangi yazıyı, yahut resmi, ne dereceye dek mehâretle yaptığını görmek için muayyen yerlere giderler, birbirleriyle tartışırlardı; bu sohbet, sahura kadar da sürebilirdi…
Gündüz, öğleye dek uyunurdu; o vakte dek sokaktan satıcılar bile geçmezlerdi, şehir derin bir sükûta bürünürdü.
Öğleye doğru ve yavaş yavaş başlardı hayat. Memurlar, iş güç sahipleri, öğle namazından sonra işlerine başlarlar, ikindi vakti, işlerini bırakırlardı. Câmiler, dolar-boşalır; mukabele, vaazlar dinlenir, akşama doğru herkes, elde tesbih, sallana sallana, tam bir sekr-i sıyâm içinde evine, yahut çağrıldığı eve, lokantaya yol alırdı. “
[Kaynak: Abdülbâki Gölpınarlı, 1984 yılı]
**
“Fırtına kıyamet.. Gemi battı, ha batacak. Herkes kurtulmak için dua ederken Bektâşi dervişi, bir kuytu yere oturmuş, çekiyor kafayı.. Yolculardan biri görmüş…
--- Zındık herif! Sarhoş herif! Âlem can kaygusunda dua ederken sen oturmuş rakı içiyorsun. Utanmıyor musun? deyince Bektâşi hafif süzgün gözleriyle bakıp:
--- Erenlerim. Haklısın, haklısın ama kerem et de dinle… Bir gün hamama gitmiştim. Mâlûm Ya! Hamamlarda böcekler her tarafı sarmıştı. Kendi kendime; ”Yarabbi!, işin mi yok? Bu berbat, pis mahlûkları ne diye yaratırsın?” diye sormuştum. Birkaç dakika sonra dizlerime bir ağrı geldi. Yürüyemez oldum. Hiçbir ilâç kâr etmedi. Altı ay kötürüm oldum. Derken birisinin tavsiyesi üzerine, hamamböceklerini toplayıp ezdiler.. Dizlerime merhem yaptılar. İki gün sonra ayağa kalktım. O gün bugündür Hazretin işine karışmıyorum.. deyip bir kadeh daha çekmiş.”
**
“Mescitde riyâ pişeler etsün ko riyâyi
Meyhâneye gel gör ne riyâ var ne mürâyi”
[Şeyhülislâm Yahya Efendi]
[Bırak mescitde riya yapanlar yapadursunlar
Gel meyhâneye gel ki; ne riyâ var, ne riyâkâr]
(Şeyhülislâm Yahya Efendi şunu demek istiyor: Günah işlenen yerde riyâ olmaz. Fakat ibadet edenler arasında mürâiler, samimi olmayanlar vardır.)
**
MÂNİLER
Ateşi köz öldürür
Güzeli göz öldürür
Yiğidi kılıç kesmez
Acı bir söz öldürür
Turnam gölden su içer
Bahadır gelir göçer
Dünya dediğin tarla
İnsan ektiğin biçer
Çıkma dağlara çıkma
Çıkıp seyrân eyleme
Bir gönül yapamazsın
Yıkıp virân eyleme
Kış sonu yaz görünür
Mevsim beyaz görünür
Komşu tavuğu komşuya
Meşhur söz kaz görünür.
*
Hıyanet boy boy, menfaat balya balya, feragat dirhem dirhem
Hakikat fısıl fısıl, hak mırıl mırıl, şarlatanlık avaz avaz.
[Arif Nihat Asya]
İşine bak gözüm nuru, işine,
Karışma kimsenin çiğ pişmişine
[Ülfeti]