ÖZÜR DİLERİM

Kısa olup da bu kadar kamburu olan başka cümle bulmak kolay değil kanımca. Boyuna da bakmadan ne kadar yük yüklenmiş aslında. Her kişiye olan bir kıyafet gibi her zamire uyan bir cümledir "özür dilemek". Bu cümle dikkatle okunduğunda ve dile geldiğinde pişmanlık ve mahcubiyetten oldukça uzaktır. Fakat bir İngiliz anahtarı edasıyla her durum da kolayca kullanılır ve dikkatsizliğimiz nedeniyle çok da irdelenmez. Olduğu gibi kabul edilmekten çok uzak bir cümledir. Cümlenin iki kelimesi de tek başına af ve pişmanlık içermemektedir. Fakat yükü ağırdır özür dilemenin. Biten bir kavganın ardından taraflara anlamsız içi boş özür diletmeceler yaparız. Bazen dilden zor dökülür sözcükler. Çünkü anlamı karşılamaz içimizdeki acıyı ya da korkuyu. Peki neden bu kadar kıymet veririz dilden dökülmelere. Sebebi acık "Ben kazandım." demek için. Kibirden ileri. Daha iyisini de bilememekten. Yangını söndürmeyi bilmemektendir. Özür dilemek, kimimize göre zordur ve kıymetlidir yaptıklarımızın sonuna ekleriz özür dilerim yaaa! Duygularımızı pişmanlıklarımızı bir kart postala sığdırmıyoruz artık sınırsız sözcük kapasitemiz ve dilediğimiz de ulaşma imkânımız varken affın ifadesi olamaz, özür dilemek. Yalnızca sokak da bilmeden çarptığımız ya da ayağına bastığımız insanlardan özür dilemeliyiz. Şiddet kadar uç bir davranışın karşılığı bu kadar kolay söylenen bir sözle mümkün olmamalıdır. "Pişmanım, affet beni ", demek de bir cevap beklerken "özür dilerim" de aldım kabul ettim algısı sarmaşık gibi yayılmış durumda. Özür dileyen kişi davranışı kendinden bağımsızlaştırır durumda. Hala kendin de bir kibir barındırırken pişmanlığını dillendirmemektedir genellikle. Özür beklenen bir söz değil bir eylem olmadıktan sonra, söyleyen de söylenen de bir haz alamaz kapanmayan sorun devam eder. Çocuklara yaptığımız önemli hatalardandır özür dilemeyi öğretme çabası. Ezerek büyüklenerek neyi neden yaptığını bilmeyen çocuğa anlamında karmaşaların olduğu bu cümleyi tekrarlatmak. Bir de söyledim tam oldu bitti sanan çocuklar. Kırmakla yapıştırmayı bir zannetmektedir. Çocuklarda özür diletme ritüelleri anlaşılmama ve haksızlığa uğradığı algısı oluşturmaktır. Tatlıya bağlama sonucu aslında bir hayal kırıklığı oluşturmakla tekrar eden bir örüntüdür.

Özür dilemek, dünün hava durumunu bugün öğrenmek gibidir. Dünkü hava durumu bugünümüzü ne ölçüde etkiliyorsa özür de öyle etkiler ferahlatır. Yani hiç kadar. Fazla empatinin insana iyi gelmediği muhakkak doğrudur. Fakat davranış ve söz arasında mutlaka bir bağ olmalıdır. Bu nokta da bir söze taşıyamayacağı anlam yüklemek zorunda kalmayız. Söz yalnızca bir noter de ya da bir sözleşmede tek başına kıymetlidir. Bir yaptırımı olması sebebiyle. Elbette insanları anlamanın yolu dedektif misali iz sürmek değil. Mutluluğun formülünde bu değil. Her davranışın yaptırımı kalbimizde beynimizde olmalı. Hava balonu olan özür her iki tarafı da yıpratmaktadır. Dileyen "diledim daha ne yapacağım", dilenen ise "kabul etmeliyim en azından özür diledi" noktasına gelinmektedir. Bazen de bir özür dahi dinlemedi, diyerek karmaşa yasamaktayız. Aslında anlamını bilmediğimiz bir cümleyi oradan oraya savurarak aradığımızı da bulamamaktayız. Özrümüzün, dileğimizi hiç etmemesi en iyi.