NEYİ ÖZLÜYORUZ

NEYİ ÖZLÜYORUZ

Çoğu yazar çizer arkadaşlar geçmişle ilgili anılarını hasretle, özlemle…

Sanki kaybettikleri değerli bir şeyi bulup kucaklarcasına yazıp çiziyorlar.

Yanlış mı yapıyorlar?

Hayır!

Aslında toplum olarak o güzel günlerden, bu hallere nasıl düştüğümüzün hüsranını yansıtıyoruz.

Geçmişe hasret o günleri dolu dolu yaşayan elli yaş üstü insanların hasreti.

Kimisi köyünü…kimisi mahallesini.

Kimi çarşısını…kimi dükkanlardaki alışverişini.

Kimi nişanları, düğünleri…

Bayram sonlarında mutlaka gidilen sinemaları özlüyor.

Belki de maça gidildiğinde taze sıcak ekmek arası çemeni …

Mahallede gazozuna oynadığı veya mahalle arası yaptığı maçları unutamıyor.

Her akşam ‘’çal kapı’’ gidilen evlerde oynanan oyunları…

Yeni çıkmış siyah beyaz televizyondaki sinemaları, dizileri…

Belki de komşuları akrabaları…

Arkadaşları kardeş gibi gördüğü günleri unutamıyor.

Bayramlarda, gofret, çekirdek, su sattığını…

Okullar kapanınca çalıştığı yerleri unutamıyor.

Hatıralarda silinmeyen, çelik, yakar topu, birdir bir, mendil kapmaca…

Veya otlattığı kuzuları, sürdüğü, düveleri, koşup gezdiği dağları ovaları, diz boyu çamurlu suda çimdiği günleri unutamıyor.

Yanına yaklaşamayıp, uzaktan uzağa takip ettiği kalpteki sevgilileri hafızasında silemiyor.

Beynine nakşolmuş daha nice hatıraları özlemle yaşıyorlar.

Peki, bu yaşanmışlıklar ölünceye kadar unutulabilir mi? Hayır!

Tam tersi. Zaman ilerledikçe o yaşanmışlıklara hasret dahada artarak, bizimle kardeş olmaya devam edecektir/ edecekte.

Hele ki, şu andaki toplumu, gençliği bu halde görünce dahada alevlenecek.

Varsın her şey kıt olsun.

Biz; dostluğu, kardeşliği, akrabalığı, saygıyı, sevgiyi, hürmeti…

Paylaşmayı, yardımlaşmayı, mahalledeki kızların, erkeklerin birbirini kardeş bildiği günleri yaşadık.

Buraya kadar unutulmaz veya unutulması mümkün olmayan insanlığı yaşamışken…

Nasıl oldu da biz bu hallere düşerek darmadağın olduk?

Nerde hata yapıp bireyselleştik?

Komşuyu, fakiri, hastayı, arkadaşlığı, paylaşımı unutan insanlar oluverdik?

Bırakın bunları; kardeşler mal için birbirine düşman olup yabancılaştı.

Neden çocuklarımız her şeye yabancı oldu. Saygıyı sevgiyi, hürmeti bilemez oldular?

Nasıl bu kadar seküler bireyler oluverdik?

Kim bozdu bizi? Kime niçin, neden izin verdik bizi birbirimize yabancılaştırması için?

Yazık!

Ama çok yazık ettik.

İki üç kilo metre çapındaki komşularla olan mükemmel ilişkilerimizi, kardeşliklerimizi…

Aynı apartmanın tek kapısında girip de birbirini tanımayan insanlara dönüşüverdik?

Biz ne ara bu hallere geldik ve nereye gidiyoruz?

Soruyorum…

Suçlu kim?

Çocuklar mı...?

Biz büyükler bu işin neresindeyiz?

Düzeltebilir miyiz? Sanmıyorum.

Bizim bu iş Kırşehir’e gelecek olan trene döndü.

Yani ‘’treni kaçırdık’’

‘’Zaman her şeyin ilacı’’ belki bir gün tekrardan güzel günleri yakalarız.

Amaaa! O günleri özlemle yad eden, elli yaş üstü bizler, gelecekte belki düzelir dediğimiz o günleri görebilir miyiz?

İşte bu biraz zor.