Neden Biz Diyaloğu Kestik?

Değerli okuyucularımız;

Bir zamanlar kapılar kilitlenmez, gönüller kapanmazdı. Komşunun derdi bizim derdimiz, akrabanın sevinci bizim sevincimizdi. Mahalle kültürü vardı, büyüklerin duası, küçüklerin saygısı vardı. İnsanlar birbirine omuz verir, acılar paylaşılır, sevinçler çoğalırdı.

Bugün ise aynı şehirde, hatta aynı sokakta yaşayan insanlar birbirinden habersiz… Aynı aile içinde bile aylarca, yıllarca görüşmeyen kardeşler, anne ve babasını aramaya vakit bulamayan evlatlar, hâl hatır sormayı unutan akrabalar…

Peki, biz ne zaman bu kadar yalnızlaştık?

Ne zaman "biz" olmaktan vazgeçip sadece "ben" demeye başladık?

Modern hayatın peşinde koşarken en büyük servetimizi kaybettik: Muhabbeti… Diyaloğu… Akrabalık bağlarını…

Bugün toplum olarak yaşadığımız huzursuzlukların, psikolojik bunalımların, yalnızlığın ve sevgisizliğin temelinde biraz da bunun payı yok mudur?

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Allah'a kulluk edin, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya ve uzak komşuya iyilik edin." (Nisâ Sûresi, 36. Ayet)

Bir başka ayet-i kerimede ise Rabbimiz bizleri şöyle uyarıyor:

"Demek ki siz, iş başına gelecek olursanız yeryüzünde bozgunculuk yapacak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız. İşte onlar, Allah'ın lânetlediği kimselerdir." (Muhammed Sûresi, 22-23. Ayetler)

Ne acıdır ki bugün Allah'ın emri olan sıla-i rahim, yani akrabalık bağlarını koruma ve güçlendirme vazifesi neredeyse unutulmuş durumdadır. Oysa sıla-i rahim sadece bayramdan bayrama yapılan bir ziyaret değildir. Bir telefon açmak, bir hâl hatır sormak, bir hastayı ziyaret etmek, darda olana el uzatmak, küskün gönülleri barıştırmaktır.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Kim rızkının genişletilmesini ve ömrünün bereketlenmesini isterse sıla-i rahim yapsın." (Buhârî, Edeb 12; Müslim, Birr 20)

Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyuruyor:

"Akrabalık bağını koparan kimse cennete giremez." (Buhârî, Edeb 11; Müslim, Birr 19)

Bu kadar açık ilahî emir ve nebevî ikazlara rağmen birbirimize sırt çevirmemizi nasıl açıklayabiliriz?

Bugün insanlar sosyal medyada binlerce kişiyi takip ediyor; fakat öz kardeşinin nasıl yaşadığını bilmiyor. Telefonlarımız akıllandı; fakat gönüllerimiz sessizleşti. Evlerimiz büyüdü, sofralarımız küçüldü. Kalabalıkların içinde yalnız, akrabalarımızın arasında yabancı hâle geldik.

Merhamet azaldı…

Vicdan köreldi…

Dayanışma zayıfladı…

İnsan, insana yük olmaya başladı…

Hâlbuki Resûlullah (s.a.v.) müminlerin birbirine karşı nasıl olması gerektiğini şöyle tarif ediyor:

"Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette ve şefkatte bir vücut gibidir. Vücudun bir organı rahatsız olursa diğer organlar da uykusuzluk ve ateşle ona ortak olur." (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)

Bugün bu hadis-i şerifi hayatımızın neresine koyabiliyoruz?

Komşumuz açken tok yatabiliyor, akrabamız sıkıntı içindeyken "Beni ilgilendirmez." diyebiliyoruz. Oysa İslam; bireyselliği değil kardeşliği, bencilliği değil paylaşmayı, uzaklaşmayı değil yakınlaşmayı emreder.

Unutmayalım ki toplum aileyle ayakta durur. Aile ise sevgiyle, saygıyla, ziyaretle ve diyalogla ayakta kalır. Sıla-i rahmin bittiği yerde bereket azalır; muhabbet biter, yalnızlık başlar.

Gelin, daha fazla geç kalmayalım.

Bir telefon açalım…

Bir gönül alalım…

Bir kırgınlığı bitirelim…

Anne ve babamızın duasını alalım…

Akrabalarımızın kapısını çalalım…

Komşumuzun hâlini soralım…

Çünkü yarın ziyaret etmeyi düşündüğümüz insanların belki de mezarına gideceğiz.

Bugün ertelediğimiz bir telefon, yarın ömür boyu sürecek bir pişmanlığa dönüşebilir.

Allah Teâlâ bizleri sıla-i rahmi gözeten, merhameti kuşanan, kardeşliği yaşatan, gönüller yapan kullarından eylesin.

Unutmayalım: Diyaloğun bittiği yerde yalnızlık başlar. Sıla-i rahmin bittiği yerde bereket biter. Merhametin bittiği yerde ise insanlık can çekişmeye başlar.

Vesselâm…