“Münferit” Katliamlar

Bir çocuk ağlayarak söylüyor: “Okulda ölmek istemiyorum.” Bunu duyduğunuzda içiniz parçalanmıyorsa, zaten sorun tam da burada başlıyor. Önce Siverek, ardından Kahramanmaraş… İki gün arayla iki saldırı.
Hâlâ “tesadüf” diyebilen varsa, bu metni burada bırakabilir.
Çünkü bu yaşananlar tesadüf değil. bu bir güvenlik açığı hiç değil. Bu, doğrudan bir sistem sorunu. Daha da kötüsü, Türkiye bilinçli olarak şiddetin sıradanlaştığı bir ortama sürükleniyor.
Kimse sorumluluğu dağıtmasın. “Anne baba nerede?” “O çocuğu kim yetiştirdi?” “Şiddet içerikli oyunlar…” Bunların hiçbiri asıl mesele değil.
Asıl mesele denetimsizlik, cezasızlık ve caydırıcılığın bilinçli olarak ortadan kaldırılması. Bugün bu ülkede bir öğretmene gelen ölüm tehdidi, bir siyasi figüre yöneltilen sözlerden daha az önemseniyorsa, orada adalet yoktur.
Gençler neyi biliyor biliyor musunuz? İktidarı eleştirirlerse başlarına ne geleceğini biliyorlar. Ama birini ölümle tehdit ederlerse ne olmayacağını da biliyorlar. Yaptırım yok.
Ben sokağa çıkıp “hepinizi öldüreceğim” diye bağırsam, çoğu insan başını çevirir, yoluna devam eder. Ama aynı sokakta “hükümet istifa” diye bağırsam, dakikalar içinde etrafım sarılır. İşte size bu ülkenin caydırıcılık dengesi.
Sonra çıkıp, utanmadan “önlem alacağız” diyorsunuz.
Gerçekten mi? Mesele, devletin şiddeti önlemekte başarısız olması değil, isteksiz olmasıdır. Çünkü bu tablo bir günde oluşmadı. Adım adım, bilinçli tercihlerle kuruldu. Bireysel silahlanma yaygınlaştırıldı, şiddet dili normalleştirildi, cezasızlık sıradanlaştırıldı…
Ve eğitim!
Cumhuriyet tarihinde eğitimin içi belki de hiç bu kadar boşaltılmadı. Okullar bilgi üreten yerler olmaktan çıktı, korunması gereken alanlara dönüştü. Ama ironiyi görün: Katillere kurulmayan barikatlar, öğretmenlere, öğrencilere, işçilere kuruldu.
Eğitim emekçisi sokağa çıktığında karşısında polisi buldu. Ama çocukları tehdit eden zihniyet, bu kadar hızlı karşılık görmedi.
Şimdi tekrar soralım: Bu katliamların sorumlusu kim? Gerçekten anne baba mı? Gerçekten o çocuk mu? Gerçekten oyunlar mı?
Hayır. Asıl sorumlu, caydırıcı cezalar uygulamayan, adaleti işletmeyen, şiddeti önlemek yerine izleyen bir iktidardır.
İsterseniz bin tane kamera koyun, her okulun kapısına polis dikin, her çocuğun çantasını arayın… Bu düzen değişmeden bu olaylar bitmez.
Çünkü sorun kapıdaki güvenlik değil, sistemin ta kendisi. Bugün bu ülkede çocuklar sadece ders görmüyor. Hayatta kalmayı öğreniyor.
Ve bu bir ülke için utanç değilse, artık hiçbir şey utanç değildir!