Ülkeyi yaklaşık yirmi dört yıldır yöneten siyasi iktidarın bir tek amacı vardır: Milli devleti, milli hakimiyeti, millet ülküsünü bertaraf edip ümmet yapılanmasına kaymaktır. Bu nedenle olmalı ki, iktidar partisi genel başkanı, daha önceleri başbakan, şimdilerde de reisicumhur olan şahsiyet:1/"Ümmetime teşekkür ederim!",2/Elhamdülillah şeriatçıyım, 3/Anıtkabir'e gidip sap gibi duracağımıza işimize bakalım, 4/Demokrasi bizim için bir amaç değil bir araçtır. Onunla hedefe varmak için yola çıkarız, o tramvaya bineriz, hedefe varınca da ineriz, haydi güle güle deriz. 5/ Bir de gelip hem Müslümanım hem de lâikim, demiyorlar mı beni hafakanlar basıyor, 6/ Suriye’deki terörist grupları kastederek, bunlar bizim Kuvayi milliyetçilerimizdir, gibi özdeyişler devlet ve hükümet başkanımıza aittir. Bu nedenle olmalı ki, Ata Partisi genel başkanı Namık Kemal Zeybek, iktidarı İslamcı olmakla eleştirdi. "Bu iktidarın nihai hedefi Türkiye'yi ulus devletten çıkarıp ümmet devletine dönüştürmek bu iktidar ümmetçidir, "diye demeç vermişti.
Siyasi iktidar yöneticileri, her zaman Türk bağımsızlık hareketini, lâik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni, Atatürk devrimini küçükseyenlerle birlikte olmuştur. Kadir Mısıroğlu'nu, İskilipli Kadir’i, Necip Fazıl'ı, bir zamanlar Fethullah Gülen'i övmüşlerdir.
Baş tacı etmişlerdir. FETÖ'nün menfur kalkışmasının birinci haftasında da söylenen bu meşhur vecizeyi hiç ama hiç unutamayız: "Ne lüzum vardı, zaten aynı menzile koşuyorduk!" Paralel devlet yapılanmasını bu yolla övmüştü!..
Voltaire’inin bir sözü günümüzün olaylarına yansıtması bakımından çok önemlidir: "Bir ülkede kalkınma çarkını durdurmak ve nesilleri onlarca yıl cahil bırakmak istiyorsanız, din istismarcısı tarikatçıları iktidara getirin! "Niye mi? Bunların iktidarında hayat durur!
Hayatın hiçbir rengi kalmaz. Demokrasi biter. İlim, irfan kovulur. Eğitim diye bir alan kalmaz. Dikkat ederseniz 58 İslam ülkesinin hiçbirinde, Türkiye'nin sosyalleşme, kültürel, milli ülküye dayalı hiçbir hamle yoktur. Tümünde anarşi kol geziyor! Hiçbiri lâik ve demokratik Türkiye 'de olduğu gibi din ve inanç hürriyetini kullanamıyor.
Mezhep kavgalarıyla birbirlerini yiyorlar. İslam dininin tüm kurallar ile hür bir şekilde uygulandığı tek ülke Türkiye'dir. Niye?
Lâik ve demokratik rejim sayesinde!
İslam dinini en güzel, en iyi, en estetik biçimde tatbik eden tek ülke Atatürk sayesinde Türkiye Cumhuriyeti'dir. Din eğitiminin en güzel, en mükemmel yapıldığı ülke Türkiye'dir. Şeriatçı, ümmetçi İslâm ülkelerinde din, zedelenmekte, hırpalanmaktadır.
Bazı ülkelerde de yüce İslâm tanımaz hal almıştır. Bu bakımda da açıkça diyebiliriz ki, İslam dinine en büyük hizmeti yapan, kurucusu Hazreti Peygamberdir. Bunda kuşku yoktur. Hz. Muhammed için dünyada 340.000 kitap yazılmıştır. İslâm dinine en büyük hizmeti yapan ikinci büyük şahsiyet Mustafa Kemal Atatürk'tür. Lâik rejimle İslami, politikacının elinden kurtarmıştır. Dine karışan politika, politikaya karışan din, özelliğini kaybeder. Özgür kimliğini kaybeder. Politikanın içinde yalan var, strateji ver, taktikler vardır. Dinde yalan, strateji, taktik, hile, desise olmaz. Bunların içeren politikanın karışıp kirlettiği dini inanç ve hürriyetler, bulanık akan derelere benzerler. Bunun içindir ki, din ve politik hürriyet, birbirinden ayrılmıştır. İşte lâik rejimin yüceliği bu noktadadır. Avrupa’da 16. yy. da hayata geçen dinde reform, yani lâik rejim, ülkemizde yirminci yüzyılda gerçekleşmiştir. Aramızdaki farkı iyi idrak etmek lâzımdır!
Bu nedenle lâik rejimin dini inanç ve kanaat hürriyetlerine büyük katkı sağladığının bilinmesi şarttır. Şu anda lâik rejime saldıranların yaşadığı dini hürriyet ve kanaatlerin özgürce kullanılmasının kaynağı da laik rejimdir. Bindikleri dalı kesmemeleri gerekir.
İçinde yaşadıkları lâik rejimin kıymetini bilmeyenler divan Şairi Hayali (...doğ.1557, Kanuni devrinde yetişmiştir)'nin şu beytini her gün okumaları gerekmektedir:
Cihan-ârâ cihan içredir ârâyı bilmezler
Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler
Lâik rejim büyük bir nimettir. Bu nimetin kıymetini bilmek lâzımdır! Siyasal şeriat ve irticacı düzenler, dini, tanınmaz hale sokarlar!
Milli eğitimdeki irticacı uygulamaların amacı da bu olmalıdır. Din eğitimi okullarımızda zaten verilmektedir. Yetkili hocalar vardır. İrtica eğitimine ihtiyaç yoktur. Dine yazık edersiniz, günahtır!
Milli Eğitim Bakanı'nın doktora çalışmasının konusu nedir? Doçentlik, profesörlük çalışmaları var mıdır? Varsa nedir? Bilmek isteriz!..
Lâiklik ilkesini tahrip etmek, dinin özüne zarar vermektir.
Kutsal inanış ve ibadetler, politik mihrakların içine sokulmamalıdır! Camiye giren politika dini politikleştirir yani politik din ortaya çıkar Din, sarsılır. Din kuralları, politikadan ne kadar uzak durursa o kadar kendi özgürlüğüne döner. Politik din istismarcıları çıkarları için dini inanç ve ibadetleri tahrip ettiklerini bilmelidirler. Millet kayramı berrak ve aydınlıktır. Ümmet ise karmakarışıktır! Bulanık suda balık avlanmaz!
Ümmeti örnek alarak "Bizim Taliban’la aramızda bir fark yoktur!" diyerek uygulamalarıyla İslam düşmanı Taliban'la lâik-demokratik Türkiye Cumhuriyeti'ni bir tatmak, akla ve uygulamalara ters düşer!
Millet ülküsünden, milli hakimiyetten, milli devletten, milli şuurdan uzaklaşıp "ümmetime teşekkür ediyorum" demek, yani milletten ümmete geçiş; Türk misak-ı millisine, Türk düşüncesine aykırı davranıştır. Cumhuriyet'in birinci yüzyılına "eski Türkiye" demenin de bir anlamı yoktur. Bu yüzyıl, eski Türkiye değil, aydınlık-altın bir yüzyıldır! Milet’ten Ümmet’e geçiş, aydınlık-berrak bir dünyadan, her yanı kapkaranlık bir bataklığa geçiştir. Düşünce hürriyetinden tutsaklığa geçiştir. Yaratıcı kafalardan uyuşuk kafalara geçiştir. Çoğulcu demokratik yapıdan tekelciliğe-teokrasiye geçiştir! Değişik renklerden tek renge, koyu karanlığa dalıştır. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti'ne:
"-Yüzyıllık zulüm düzeni!",
-''Yüzyıllık reklam arası!",
"-Yüzyıllık parantez!" deyip Ortadoğu’nun azılı terör örgütlerine (ISİD-DEAŞ-Hizbullah) "onlar Suriye'nin Kuvayi millîyesidir" diyerek kucak açanlara inanmayınız. Bunlar son zamanlarda İzmir’de, İstanbul'da beş polis memurumuzu şehit etmişlerdir. Söylendiğine, yazıldığına göre halen Türkiye'de 600 uyuyan bu kabil terör örgütü hücresi varmış}
Dikkat! PKK terörü bitirilirken, irticacı terör örgütleri geliştirilmesin! ...Gerçek milliyetçilere, vatanseverlere duyurmayı görev sayarım!
Şubat-2026