Çekincen ve utangaç tavırlarla ve büyük bir mahcubiyet hissi duyarak odaya girdi. Yanıma geldi, beni tanıdığını, biraz daha konuşunca aslında tam olarak tanımadığını ancak bir yerlerden adımı duyduğunu söyledi. Yakın köylüymüşüz, öyle dedi. Yüz hatları, alnı, göz çukurları kırışıklıktan boğum boğum olmuştu. Yani anlayacağınız karşımda acı bir gülümseme ile konuşan ancak hayatın acıttığı zavallı bir adam vardı. Ne için yanıma geldiğini anlattı. Ve de son 10 yıldaki hikâyesini:
“Oğlum eline gencecik yaşında altın bileziğini aldı; kadın kuaförüydü, askere gitmeden önce ustalık belgesine sahip oldu. Askerden gelince de bir dükkân açtı. Az biraz da para kazanmaya başladı. Ben de destek oldum; bir araba aldı. Kanının hızlı aktığı zamanlardaydı, lâfımızı dinleyecek hâli yoktu. Gücümüz yetmiyordu, bazı zamanlar da başıboş kalıyordu, ne söylesek zaten oralı olmazdı ki. İçkiye dadanmıştı. Artık günlük içer olmuştu.
Bir gün bir haber aldık. Aşırı hız yaparak, hem de içkili olarak karşı şeritten ilerleyen bir arabaya çarptı. O arabanın içindeki bir ailenin iki ferdinin ölümüne sebep oldu. Dünya başımıza yıkıldı. Masum insanların öldüğüne mi yanalım yoksa oğlumuzun demir parmaklıklardan kurtulamayacağına, evlâdımızın bir canavara dönüştüğünü gördüğümüze mi, söyleyin hangisine yanalım?
Mahkeme sonuçlandı; oğlum yirmi dört yıla mahkûm oldu. Sonrasında elimde avucumda ne varsa sattım; ne tarla kaldı ne ev…
Bu kısa zamanda yirmi yıl yaşlandım, elli yaşındayım ama sen oğlumun yaşını da ekle… Şimdi de Adana Cezaevine naklettiler. Burada yatarken görüşe iki haftaya bir gidiyorduk. Ancak oraya ha deyince gidemem ki! Ancak haftada bir görüntülü telefonla görüşüyoruz…”
Boynu büküktü, ömrü boyunca oğlunun yaşattığı acıyla yaşayacaktı. Ocağı tütse de ciğerleri yanmıştı. Koyu bir sis vardı yüreğinde. Yüzündeki çizgiler, kırışıklıklar bu yüzdendi.
Mahcup bir tavırla geldi yanıma, mahcubiyet duyarak ayrıldı…
*
Saklı Kalan Şiirler köşemizde bu hafta da iki şiir var. İlk şiirimiz 1943 yılına ait, unutulmuş şairimiz Leman Çiçekdağı:
SUÇUM
Yüreğimde bir kuşum var
Çırpınıyor uçam diye
Dostlar tatlı bir suçum var
Kınaman vazgeçem diye..
Yol ayağıma dolanıp
Yüzüm ateşe boyanıp
Yâr hâlimi görür sanıp
Eriyorum kaçam diye.
Yalvarırım her gün göğe
Sezinlemesin yâr bile
Suçum düşürmeden dile
Şu dünyadan göçem diye…
**
İkinci şiirimiz A. Celâl Şimşek’in, 1947 yılına ait bir şiir:
BEN VARIM
Açılan her çiçek benden bir parça,
Goncanın rüyası bana aittir:
Güneşin gruba vardığı anda
Yalnızlığı duyarsan bir gün
İşte o yalnızlık içinde bil ki:
Ben varım.
Dağlar sükûta durak,
Yüce tepesinde kar bölük bölük!
Dağlar susar, dağlar konuşur,
Dağlarda düşünce berrak
Bir gün yolunu kaybedersen dağlarda
Bana seslen, beni çağır!
Çünkü o dağların ötesinde
Ben varım.
Bir gece deli rüzgâr,
Delice dağıtırsa saçlarını
Boş yere isyan etme sakın
Çünkü o rüzgârın deliliğinde;
Ben varım.
Yollar iniş yokuş, yollar vefasız
Ebediyete çıkar her yolun ucu
Bir gün yollarda kalırsan eğer
Beni düşün, beni hatırla
Çünkü o yolların sonunda;
Ben varım.