KİŞİYE KORKUTULARAK SÖZLEŞME İMZALATILMASI YA DA TAAHHÜTTE BULUNMASININ SAĞLANMASI GEÇERSİZDİR

Korkutma (ikrah); Cebir ve tehdit kullanarak kişiyi rıza göstermeyeceği bir söz veya davranışa veya belge imzalatmaya zorlamak ikrahtır. Bu konuyu önce İslami açıdan inceleyeceğim bilahare Türk Borçlar Kanunu açısından işleyeceğim. İslam’a göre insanların inanç, düşünce, konuşma, davranış ve yaşayışlarında hür iradeleri ile hareket etmeleri, düşünce ve fiillerini kimsenin baskısı altında kalmadan kendi rızalarına dayalı olarak ortaya koymaları, İslam’ın ana ilkelerinden biridir. İslam, bir kişiyi istemediği bir şeyi yapmaya zorlamayı kabul etmemektedir. Bakara suresinin 256. Ayetinde Cenab-ı Allah; “Dinde ikrah (Zorlama, korkutma) yoktur. Doğru ile eğri birbirinden açıkça ayrılmıştır. Bundan böyle şeytani güçleri inkar edip Allah’a iman eden, hiç kopmayacak bir kulpa yapışmış olur. Allah her şeyi duyan, her şeyi gerçek mahiyette bilendir.” Buyurmuştur. Şu hale göre, Müslüman olmayan bir kişiye zorla İslam dinini kabul ettirmek, İslam’a göre mümkün değildir. Keza zorla bir kişiyi, dinen caiz olmayan veya normal şartlarda razı olmayacağı fiilleri yapmaya kimse zorlayamaz. Aksine davranış dinen caiz değildir. Öte yandan kişi tehdidi önleyecek durumda değilse, kendisinden istenilen dine aykırı sözleri söylerse bile din dairesinden çıkmaz. İkrah’ın geçerli olabilmesi için öncelikle zorlayan kişi veya örgüt tehdit ettiği şeyi yapabilecek güce sahip bulunmalıdır. Zorlanan kişi, kendisine yöneltilen tehdidi ciddi bulmalı ve o’nu savuşturmaktan aciz olmalıdır. Cebir ve tehdide zorlanan kişinin veya yakınlarının canına veya beden bütünlüğüne yönelik olmalıdır. Bu şartlar oluşmadığı takdirde tehdit (Korkutma) oluşmaz.

Türk Borçlar Kanunu (TBK) kişinin tehdit altında bulunarak beyanda bulunmaya zorlanmasını korkutma olarak kabul etmiş ve tehdit altındaki kişinin borçlanmasını ve tehdit edene senet vermesini irade sakatlanması nedeniyle kabul etmemiştir. TBK’nın 37. Ve 38. Maddelerinde korkutma düzenlenmiştir. TBK’NIN 37. Maddesinde; Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir. Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür.” Denilmiş, 38. Maddesinde ise; “ Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır. Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.” Denilmiştir. Bu maddelerden anlaşılacağı üzere korkutmanın koşulları:

a- Bir korkutma eyleminin bulunması,

b- Korkutmanın diğer tarafa ya da yakınlarına yönelik olması,

c- Korkutmanın ağır ve derhal gerçekleşebilecek bir tehlike oluşturması,

d- Korkutma hukuka aykırı olmalı,

e- Sözleşmenin korku altında akdedilmiş olmalı.

Bu hallerin bir olayda birleşmesi halinde korkutma yolu ile yapılan sözleşmeler, taahhütler geçersizdir.