KIRŞEHİR’E SIĞMAYAN ÂLİM: FEYİZLİ HOCA -1

2019 yılında İl Halk Kütüphanesinin yanında bulunan Çile Dergâhı diye adlandırdığım Zafer Çarşısı’ndan Terme Caddesine taşındım. Zafer Çarşısı’nı unutturmasa da burası da güzeldi. Reklam yapmama gerek kalmayacak şekilde kitabı, okumayı seven insanlarla kısa sürede kaynaştık, hatırı sayılır bir müşteri kitlemiz oluştu, elhamdülillah. Bu müşterilerimizden biri de diyanette kayyum olarak görev yapan Abdurrahman Dağıstan Hoca’mızdı. Kendisi âlim ve arif Prof. Dr. Mahmut Esat Çoşan Hoca’nın rahle-i tedrisinden geldiği için tanışıklığımız kısa sürede dostluğa dönüştü, karşılıklı olarak birbirimizi arar sorar olduk.

İlerleyen zamanlarda Perşembe akşamları Yeşilay’ın karşısında bir apartman dairesinde tertip ettikleri sohbet halkalarına dâhil oldum. Sohbeti genelde Dağıstan hoca yapardı. Bu sohbet esnasında dikkatimi çeken hocanın her hafta özel bir kitaptan ders işlemesiydi. Okuma ve yorumlama-mütalaa şekliyle devam eden sohbetin müdavimleri çok olmasa da hatırı sayılır bir kalabalığımız vardı. Bu kalabalığın arasında âcizane artık fakir de vardı.

Daha sonraları öğreniyorum ki Dağıstan Hoca’nın her Perşembe akşamı bize okuduğu kitap, 10 Ekim 1934 tarihinde Kırşehir’in Âşık Paşa Mahallesi’nde dünyaya gelen ve “Türkiye'nin Yaşayan İlim Hazinesi” olarak kabul edilen Hasan Tahsin Feyizli Hoca’nın tefsirli Kur'an-ı Kerim Meali Feyzü'l Furkan’dı.

Hayatı hakkında bilgi sahibi olmasam da Hasan Tahsin Hoca’nın ismine yabancı değildim. İsmini daha önceleri Akit Gazetesi’nin okurlarına hediye ettiği mealinden hatırlıyordum. Kendisiyle yapılan birkaç röportajı saymazsak hakkındaki bilgiler neredeyse yok denecek kadar azdır.

Bunca kalem erbabının güya görücüye çıktığı ülkemizde ömrünü ilme, irfana vermiş bu muhterem zatın hayatıyla ilgili birkaç kelam etmek, satır aralarında da olsa çalışmalarına atıfta bulunmak kimsenin mi aklına gelmemiş! Amiyane tabirle söyleyecek olursak nerde bir kıçı kırık, eteği yırtık sanatçı-popçu-çalgıcı müsveddesi varsa yetmiş yedi sülalesine yetecek kadar bilgilerle doldurulmuş sayfalar ama hocamız hakkında malumat yok.

Burayı geçelim diyecem ama insan sormadan edemiyor. Peki, hocamızın tanıdıkları, rahle-i tedrisinden geçmiş talebeleri, öğrencileri nerede? Teberrüken de olsa biyografisiyle ilgili bir şeyler yazılmaz mı, hizmetlerinden, ilmi çalışmalarından, hatıralarından söz edilmez mi?

Aklıma Kırşehir muhtevalı kitaplar geldi. Epey kitap buldum ama bunların hiçbirinde hocamıza dair bilgi yok. Sorsanız gözüm kesmiyor demezler de onun yerine biz yaşayanları yazmıyoruz diyecekler çünkü yazılmayanı yazmak kolay değildir. Zaman ister, emek ister, fedakârlık ister. Hasan Hocamız maalesef yazılmayanların arasında yerini alan cevherlerdendir. Şairini şimdilik anımsayamadığım güzel bir mısra vardır, hatırlarsınız:

Güzel insanların birçoğu güzel atlara binip gittiler

Doğrudur ancak tek farkla Hasan Tahsin Feyizli Hocamızın bir yere falan gittiği yok o henüz hayattadır sadece unutulanların defterine kaydedilmiş. Bunun vebali daha ağırdır ve bu vebal hocamızın yol arkadaşları, talebeleri, yakınları başta olmak üzere hepimizin boynundadır. İnşallah o güzelim hatıralarıyla göçüp gitmez aramızdan yoksa ahû enîn eder dururuz da bizden başka duyan da, kulak veren de olmaz sesimize.

Hocamızla ilgili bir şeyler yazmak, hatırlarını kaleme almak zor değil oysaki. Duyarlı bir yüreğin rehberliğinde hocamızın mesai arkadaşları, talebeleri, sevenleri, yakınları herkes birazcık da olsa işin ucundan tutmuş olsa ortaya geniş çaplı bir biyografi kitabı çıkar. Ama bizde adettendir nedense herkes birilerinden bekler, akıllarda hep birileri-öteki vardır. O öteki, neden ben olmayayım duyarlılığına çok vâkıf değiliz. Bu içimize yerleşmiş psikolojik bir hastalıktır. Bunu aşamıyoruz fakat kabul etmeliyiz ki birileri uzaydan gelip hocamızı yazacak değildir. İçimizden birilerinin bu işe el atmasıyla yol kat edilebilir ancak yoksa bu duyarsızlığımız hocalarımıza, bu yolun öncülerine, dava erlerine eziyetten başka bir şey değildir. Eziyet sadece birilerinin kafasına vurmak, başından sarığını, rahlesinden kitabını almak değildir. Alınlarına ışık değmiş gönül erlerine gereken ihtimamı göstermemekte bir eziyettir. İmam Buhari’nin rivayeti ile gelen kutsi bir hadiste Rabbimiz, “Her kim benim dostlarıma eziyet ederse ben onlara harp ilan ederim” buyurur. Onun dostlarına, mesailerini onun yolunda harcayanlara, onun yolunda ömür tüketenlere gereken ihtimamı göstermemekte bu cümledendir.

Üstüne üstlük hocamız henüz hayattadır, aramızdadır. Alnına ışık, gönlüne nur, payına ilim düşmüş bu asırlık çınarın yeni nesillere tanıtılmasında, unutulup gitmemesin de benim de bir tuzum olsun diyenlere çok iş düşmektedir. Sağa sola bakmanın, şunu bunu suçlamanın vakti değildir. Kırşehir’de mukim biri olarak biz de payımıza düşen adımı atmalıyız. Gerisi gelir umarım.

devam edecek