HOŞ GELDİN 11 AYIN SULTANI!'', ''YA ŞEHRİ RAMAZAN

Diye söylenmeye başlanır orucun ilk teravih namazına gidileceğini günün akşamı. Şimdi şöyle dediğinizi duyar gibiyim; “Hayırdır Ramazan geldi de bizim mi haberimiz yok”…! Tabi ki gelmedi ama yakın. Kısmet olursa 19 Şubat’ta başlıyor, 16 Mart’ta da bitiyor. Ama ben şimdiden yazmak ve uyarılarda bulunmak istedim. O ilk teravih namazıyla beraber hanımlar mutfağa girerek özellikle Sahur için erkenden hamurlarını yoğurarak geceye ne yapacaklarının telaşı içinde mutfaktan bir an olsun ayrılmazlar. Kimi hanımlar da börekler tatlılar yapar ki gelen misafirlere hazır şekilde sunmak isterler. Çoğu evde o ay davetli listesi bellidir. Oğul gelin kız damat torunlar, dünürler yakın akrabalar ve birkaç komşu listeyle belirlenmiştir. Ramazan ayı maalesef ki kimileri sevinç mutluluk ayıyken kimileri içinse kara-kara düşünme ayıdır. Onlar için Ramazan hüzünlü bir bekleyiştir. Sevinenler, Ramazan öncesinden parası olduğundan market, manav ve kasaba giderek market arabasının içini tıka basa doldurup alışverişini huzur ve mutluluk içinde bitirerek evinin yolunu tutarken, parası olmayan veya 20 bin TL emekli parası alan ile 28 bin TL asgari ücret alan ise kara-kara düşünmektedir "Bu Ramazan’ı nasıl geçireceğiz” diye... İşte emekli Ahmet amca da öyle diyordu; “Ramazan yaklaşıyor esnaf her şeye zam yapacak biz zaten kıt kanat geçiniyoruz, ağız tadıyla bu yılda Ramazan geçiremeyeceğiz. Bu yıl derken? Demek ki Ahmet amca geçen yılda aynı sefaleti yaşamıştı. Emekli maaşıyla nasıl alışveriş yapıp da orucumuzu tutalım. Bu esnafta diyordu. "Hiç vicdan kalmamış Ramazan gelmeden etiketlerini bir ay evvelinden hazırlıyorlar, bir hafta öncesinden de kepenkleri indirip etiketleri değiştiriyorlar. Bu ahlaka sığar mı?" Peki ahlak neydi? Öncesinde vicdanlı olmayı gerektiriyor değil mi? İnsafı elden bırakmamayı gerektiriyor değil mi? Sadece cuma ve vakit namazlarına giderken "Koşturarak gidersem 27 kat daha fazla sevap kazanacağım demek değildi değil mi ahlak?" Devam etti sözlerine Ahmet amca; "Senin evin var Ahmet amca, en azından kira ödemiyorsun diyor bazı patavatsız insanlar! Ya evi olmayıp da kira da oturanların hali ne durumda haberin var mı senin? diyorlar bana. Doğru diyorsunuz diyorum ama gelin içimdeki adama bunu anlat... O da bana; “Evet senin evin var da 20 bin TL ile geçim etmek kolay mı sanıyorsun, dünya kadar maaş alana yetiyor’muki sana 20 bin TL yetsin... Bak herkes suçu hükümete atıyor her şeye zam yapıyor diye. Doğu yöresi şivesiyle. Ya kardaşım hükmet mi diyor manava kasaba markete her gün etiketini değiştir diye? Üreticisi ayrı bir zam yapıyor, toptancısı ayrı bir zam yapıyor, perakendecisi ayrı bir zam yapıyor. Eee bu durumda ezilen harcanan hükmet ile tüketici vatandaş olmuyor mu? markette gidiyorum alışveriş için ufak tefek bi şeyler alayım diye, etikette KDV yazıyor kasaya geliyorum parayı ödüyorum fişi alıp çıkarken bakıyorum ki artı KDV diye bir daha eklemişler. Şimdi bunların aç gözlülüğünün ceremesini ben mi çekeceğim? Doymayan nefislerini ben mi doyuracağım? Hani Ramazan ayında şeytan bir ay boyunca zincire vurulacaktı? Hani nefis aç bırakılmıştı? Yok bizim toplumumuz da nefis demek yolda geçen bir güzel kadına bakarak" Ne kadar da güzel" demek olarak algılanıyor. Oysa nefsini temizlemek için önce ruhunu temizlemelisin ki sonra bedeni temizleyebilesin... Bektaş kültüründen gelen ve halk arasında da sıkça kullanılan bir söz vardır; "Elini, beline diline sahip çıkacaksın" diye bunun anlamı şudur; ilk akla gelen yoruma göre “güçsüze, büyüğe el kaldırmamak, zina yapmamak ve kırıcı söz, yalan söylememek anlamındaydı.” Bir diğer yoruma göre ise “ülkesine, soyuna ve lisanına sahip olmaktır” İnsanlar kötülüklerden nefislerini arındıracaklar ki haksızlık, riya ve aç gözlülük bitsin.? Şimdi anladık mı nefsin asıl ne olduğunu. Ne ara insanlar bu kadar acımasız oldular da habire vatandaşın üzerine binmek için fırsat kollar oldu? insanlar oruç tutuyor sonra çıkıp kavga ediyorlar, "Ben oruçluyum açlık beni bu hale getirdi" diyerek bir de orucun adını kötülüyorlar. Sen içindeki şeytana uyuduktan sonra oruç sana nasıl dur desin. Madem ki oruçlusun o zaman estağfurullah diyerek oradan uzaklaşacaksın ki başın belaya girmesin. Ama yok sen şartlanmışsın erkekliğine leke sürülmesi istemiyorsun illa kavga edeceksin. Arabadan iner adamın aracının aynasını kırarlar, sokakta zavallı hayvana ayağımın altında ne işin var diyerek tekme sallarlar. Eve girince karısına çocuklara bağırırlar. Ondan sonra da bahaneyi oruçlu olduklarından bulurlar. Yok Ağam senin mayanda bunları yapmak var demek ki. Hakikaten bizim çocukluğumuzdan beri hep şunu duyarım; "Oruç başıma vurdu" abi Afrika’da insanlar 24 saat oruç tutmak zorunda bırakılmışlar yokluk ve kıtlık yüzünden. Biz onların hiç isyan ettiği bir şeye tanıklık ettik mi? Ramazan sonrası Kurban Bayramı gelecek... Onun öncesinde parası olan Kâbe’ye şeytan taşlamak için Sudi Arabistan’a giderek Haç vazifesini yerine getirecek. Peki hacın son günü kesilen kurbanlar ne oluyor bir bilgimiz var mı? Hacılar parasını ödeyip dönüş yoluna giriyorlarmış duyduğum kadarıyla. Orada kesildiklerini dahi görmediklerini söyleyenler oldu. Peki o kesilen kurbanlar sıcak altında kokuncaya kadar bekletiliyor mu? yoksa aniden temizlenip buzhanelerde istiflenip Afrika’da veya ihtiyacı olan bir başka ülkeye gönderiliyor mu çok merak ediyorum. Çevremizde o kadar naçar düşmüş "Ramazan gelse de fitrelerini millet bize verse diye bekleyen garibanlar var." Buna rağmen hala halkın dini duyguları üzerinden zengin olma hayalini kuran kurnazlar var. Osmanlıyı demeyeceğim. Tarihler boyunca bu kadim topraklara İslamiyet’ten önce ve sonrasında da halk birbirini gözetmeden yardımlaşarak ayakta durmayı öğrenmişti... "Azımızı çoğumuz, çoğumuzu ağzımıza sayın" denilerek oruç ayında insanlar imece usulü yardımlaşırlardı. Garibanların kapısına gece yarıları gidilerek erzaklar bırakılırdı ki bir elin verdiğini diğeri görmeden insanların mutlu edilmesi sağlanırdı. Düşkünlükler hallerinden utanmasalar diye düşünülürdü. Şimdi ki gibi "Yahu keşke biri benim bu yaptığım yardımları birisi görse de herkese anlatsa diye yapılmamıştı. Ama şimdi bırakın yardım etmeyi" Ben bu malzemelere dünya kadar para verdim ki sırf çoluk çocuk Ramazan ayı boyunca kimseye muhtaç olmasın diye. Şimdi kalkıp da çocuklarımın rızkını bir başkasıyla mı paylaşayım? Aman bana ne, nasıl olsa birileri getirir verir onlara benim etim ne budum ne" diye serzenişte de bulunmayı kendince hak sayar. Oysa ki Ramazan’ın amacı insanlar arasında dostluk köprüsü kurmak değil miydi? Hatta davet yaparken dahi sizin gibi durumu iyi olanlardan önce çevrenizdeki fakir fukarayı davet edin ki onlar mutlu olsunlar denilmiyor mu? Ramazan ayı boyunca iftar programları yapılır cemaat, tarikatlarda; inanın bir kuş sütü eksik derler ya işte öylesine sofralar kuruluyor. Esnaf kardeşime sesleniyorum; "Fırıncı kardeşim, Ramazan geldi diye 15 TL'lik pideyi 20 TL yapma. Marketçi abim, Bir kilo pirince zam yapma hatta düşürün ki insanlar Ramazan sofrasından aç kalkmasın. Bir kilo kuşbaşı ete ve kıymaya zam yapma kasap kardeşim, hatta indir ki fiyatları insanların kursağına biraz et girsin ki demir eksikliği haplarını kullanmayı bıraksın. Manav kardeşim biliyorum sen de zam yapmak için bekliyorsun tıpkı satamadığı peyniri bu vesileyle satarım diye bekleyen market sahibi gibi. Ama sen bilirsin vicdanlı ve ahlaklı olmak erdemliktir. Mümkünse bir ay zam yapmayın da sürümden kazanın. Biliyorum ki sen de diğerleri gibi "Doları Euro’dan, benzin mazot ve malzemeye, elektrik suya gelen zamdan mustaripsin. Ama yine de rahmetli Necmettin Erbakan'ın dediği gibi demeden de edemeyeceğim." Hadi oradan sen bu bahanelerin arkasına sığınmaya utanmıyor musun? Malzemeci de senin kafanda nasıl olsa “vatandaşın sırtı kalın boş ver” diye düşündüğü için o da “sana boş ver sende karını koy” demiyor mu sanki? Haaa bu arada sözüm sanma ki sırf sana. Umarım herkes bu mübarek ayı insaflı ve vicdanlı şekilde davranmak için bir ayda olsa şeytanın ve nefsinin kurbanı olmadan geçirir. Bu vesileyle tüm İslam aleminin Ramazan ayının kutlarım hayırlara vesile olmasını temenni ederim... Saygılarımla.
AZ KALDI
Ömrüm sona yaklaşıyor…
Akıbetime az kaldı…
Acım, sızım sıklaşıyor…
Yazı bitirdim güz kaldı…

Murat, maksut uzak bana…
Felek huzur vermez cana…
Yaşamadım kana kana…
Yüreğimde bir iz kaldı…

Söndü gözümün ışığı…
Sallanır ahret beşiği…
Azrail verdi keşiği…
Kan ağlayan bir göz kaldı…

TATAR hesabım kesildi…
Elveda canım cananım…
Teslim oldu her bir yanım…
Sarıldığım bir bez kaldı…
Osman Tatar.