2013’te birkaç ağacı korumak için başlayan nöbet, bu ülkenin gördüğü en büyük halk direnişlerinden birine dönüştü. Çünkü Gezi Parkı’nda savunulan şey yalnızca ağaçlar değildi; yaşamın kendisiydi. Betonlaşmaya, rant düzenine, baskıya, polis şiddetine, yasaklara, yaşam tarzına müdahaleye ve yıllardır biriken karanlığa karşı insanlar ilk kez bu kadar kitlesel biçimde “Artık yeter” dedi.
Gezi Direnişi plansızdı. Kendiliğindendi. Tam da bu yüzden gerçekti.
Bir siyasi partinin çağrısıyla değil, halkın boğazına dayanan baskının yarattığı öfkeyle büyüdü. Üniversiteliler, işçiler, kadınlar, sosyalistler, taraftar grupları, sanatçılar, beyaz yakalılar, emekliler, liseliler… Yıllarca birbirine uzak düşürülmüş insanlar aynı barikatta buluştu. Çünkü mesele yalnızca Taksim değildi; mesele nefes alabilmekti.
Gezi, dayanışmanın kendisiydi. Tüm baskıya ve şiddete rağmen insanlar birbirine sahip çıktı, birlikte yaşamın küçük bir örneğini kurdu.
· Gezi Parkı’nın içine ücretsiz kütüphaneler kuruldu. İnsanlar evlerinden kitap taşıdı, parkın ortasında herkesin erişebildiği ortak alanlar yaratıldı.
· Gönüllü doktorlar, hemşireler ve sağlık çalışanları tarafından revirler kuruldu. Yaralanan direnişçiler burada tedavi edildi.
· Sosyal medya üzerinden güvenli sokaklar, açık eczaneler, polis müdahalesinin yoğun olduğu bölgeler anlık olarak paylaşıldı. İnsanlar birbirini korumak için dijital dayanışma ağları oluşturdu.
· Polis şiddeti öyle bir boyuta ulaşmıştı ki direnişçiler olası bir yaralanma durumunda müdahale edilebilmesi için kollarına kan gruplarını yazdı.
· Evlerini eylemcilere açan insanlar oldu. Yaralananlar, gazdan etkilenenler ve sokakta mahsur kalanlar tanımadıkları insanların evlerinde korundu.
· Mahallelerde tencere-tava sesleri yükseldi. Sokağa çıkamayan insanlar bile evlerinin pencerelerinden direnişe katıldı.
· Parkta ücretsiz yemek dağıtıldı, ortak mutfaklar kuruldu. İnsanlar birbirine su, limon, süt ve ilaç taşıdı.
· Avukatlar gözaltına alınan direnişçiler için sabahlara kadar adliyelerde nöbet tuttu.
· Forumlar düzenlendi. İnsanlar ilk kez bu kadar açık biçimde sokaklarda siyaset konuştu, birbirini dinledi, ortak kararlar almaya çalıştı.
· Duvar yazıları, sloganlar ve mizah Gezi’nin simgesine dönüştü. Baskının ortasında bile insanlar korkuyu mizahla kırdı.
· Taraftar grupları yıllarca süren rekabetlerini bir kenara bırakıp aynı barikatta buluştu.
· İşçi pankartları, feminist sloganlar ve öğrenci dövizleri aynı meydanda yan yana durdu. Gezi, farklı kimliklerin birlikte var olabileceğini gösterdi.
Çünkü Gezi’nin en büyük gücü barikatlardan değil, insanların birbirine duyduğu güvenden doğuyordu.
Ve devlet, bu dayanışmaya copla, gazla, plastik mermiyle cevap verdi.
Ali İsmail Korkmaz dövülerek öldürüldü. Ethem Sarısülük polis kurşunuyla vuruldu. Abdullah Cömert’in başına gaz fişeği isabet etti. Berkin Elvan ekmek almaya çıktığı sokakta vuruldu ve aylarca komada kaldı. Ahmet Atakan, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni Yıldırım… Bu ülkenin çocukları, daha özgür bir yaşam talep ettikleri için öldürüldü.
Gezi’nin ardından yalnızca meydanlar değil, mahkeme salonları da kuşatma altına alındı. Yıllar sonra açılan Gezi Davası, büyük bir toplumsal hareketi kriminalize etme girişimine dönüştürüldü. Bu davada hedef alınan isimlerden biri de avukat Can Atalay’dı.
Can Atalay yalnızca bir avukat değildi; Soma’da, Ermenek’te, iş cinayetlerinde, kent mücadelelerinde halkın yanında duran bir hukukçuydu. Gezi’de de Taksim Dayanışması içinde yer aldı. Daha sonra “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla 18 yıl hapse mahkûm edildi. 2023 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi’nin Hatay milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmemesi ise yalnızca hukuki değil, doğrudan siyasi bir kriz olarak tarihe geçti.
İktidar yıllardır Gezi’yi şeytanlaştırmaya çalışıyor. Çünkü Gezi korkunun kırıldığı andır. Çünkü Gezi, bu halkın bir araya geldiğinde neleri değiştirebileceğini gösterdi. Çünkü Gezi; biat etmeyen, susmayan, geri çekilmeyen insanların hafızasıdır.
Bugün Gezi’den geriye yalnızca duvar yazıları ya da meydan fotoğrafları kalmadı. Bir kuşağın içine işleyen o duygu kaldı: Birlikte direnmenin mümkün olduğu duygusu.
Gezi yenilmedi. Çünkü Gezi yalnızca bir parkta başlamadı; insanların zihninde, öfkesinde ve hafızasında büyüdü. Gezi Direnişi, tarihin sayfalarında anıt gibi duracak ve biz bu direnişin bir parçası olduğumuz için her zaman gurur duyacağız!