Dondurmacı...

Çocukluğumuzun mayıs ayı olup havaların ısınması ile çayırlıkta top oynayıp terin suyun içinde kaldığımızda rahmetli emine teyzenin ekşi'si bizim hem içimizi saran hararetimizi alır yerlerde kaybettiğimiz suyu yerine koymaya yardımcı olurdu. Hele harçlığımız iyi olduğunda karakurt yolundaki terzi Osman'ın Hüsne yengenin bakkaldan bisküvi arası lokum ile harcadığımız enerjiyi yerine koyardık. Birde yanında gazoz olursa değmeyin keyfimize sabahtan akşamın karanlığına kadar evi unutur oyunun tadını çıkara çıkara vakti doldururduk. Çayıra komşu evlerden çocuklarını eve çağıran annelerin seslenmeleri ile istemeye istemeye evin yolunu tutardık. O yıllarda televizyonda olmadığından yemek sonrası evimize gelen misafirler ya da bizim gittiğimiz komşu veya akraba evlerinde büyüklerin sohbetlerinden ilgimizi çeken konuşmaları pür dikkat dinlerdik. Eğer sohbet ilgimizi çekmez ise evin akranımız çocukları ile bilmece buldurmaca, el el üstünde kimin elinde var, katlanarak açılıp kapanan dört kanatlı açılıp kapanan kağıta yazılı; vali, polis, subay, öğretmen, doktor gibi mesleklerin yazısının çıktığı oyunla geleceğimizde olabilecek meslek şans oyununu oynardık. Evin ikramı meyve, kuru üzüm, leblebi, iğde, elma, gak kurusu, patlamış mısır, çeteleri buğday kavurgası gibi ikramları yer oyunun ve gündüz ki oyunların kritiklerini yapardık. Vaktin nasıl geçtiğini bilmez ailelerimizin ayaklanması ile istemeye istemeye kalkar evi yolunu tutardık.

Bazı günler mahallede düğün gibi eğlenceli kalabalık olduğu günlerde sanki biliyorlarmış bazanda diğer günlerde genellikle karakurt yolundan çayırı bölerek şal gösteren deresinden geçerek Bağbaşı mahallesine giden köşe yolu kullanarak "Dondurma, dondurmacı geldi" nidaları ile ağalar çeşmesinin oradan gelirdi. Çocukların kalabalık olduğu yere gelince dururdu. Bazan ellili yaşlarda kır saçlı, dudaklarının üstünde kırbıyıklı, tıknaz, yuvarlak suratlı, sanki kızafmış yanakları, araba itelemekten ter içinde kalmış boynundaki terli kirli yağlığının altından kızarmış boynu, beyaz gömleğinin önünde yine kirlenmiş bir önlük bağlanmış yaşlı diyebileceğim bir amca olurdu. Bazanda birbirinin aynı dört bisiklet tekeri üzerinde beyaz renkli tahtadan yapılmış kenarlarından kırmızı boyalı beşe beş dedikleri ebatta tahtaların dört köşesinden dondurmacının boyundan bir karış kadar yüksekte beyaz çadır kumaşın etrafını rengi güneşten atmış pembeye çalmış kırmızı kurdele kuşağın çevreleyip gölgelik görevi gören çatısının altında tahta yuvarlak tahta kapağın örterek koruduğu etrafı kar-buz ile soğukluğunu sağladığı metal çelik tekne/kovadan metal kaşığın ucundan azıcık azıcık sürerek külahlara dolduran oğlu olduğunu sandığımız yirmili yaşlarda babasına benzer ama biraz daha uzun boylu yine benzer önlük ve yağlığı boynunda olan dondurmacılar gelirdi.

Dondurmacının gelmesi çocuklarda mahallenin çayırı gören evlerindeki genç hanımlarda tatlı bir telaşa yol açar, dondurma parası isteyen çocuklarla annelerinin var yok bağırışmaları ve ağlayıp zırlayarak parada para diyen çocukların çığlıkları çayırı doldururdu. Parayı bulan, alan ya da zaten parası olanlar külahla dondurmalarını alır yalaya yalaya alamayanlara nazire yaparcasına dudaklarından çenelerine akıta akıta iştahla yerlerdi.

İlerleyen yaşlarla dondurmacının eski sanayii çarşısının arkasında şimdiki Neşet Ertaş kültür Merkezi'nin hemen arkasında içerisine sanki iki üç kamyon sığacak kadar büyük iki üç metre derinlikteki küp şeklindeki çukura etrafı sapla muhafazalandırılmış kamyon kamyon dağdan henüz erimemiş karları getirip depoladığını yazın sıcak aylarında buradan çıkardığı karlar ile dondurma yaptığını ve kovanın etrafındaki kar-buz'un da buradan olduğunu gözlemlemiştim.

Geçen zaman içinde mesleğimin Kırşehir safhasında o genç dondurmacının babamın ve de benim iyi ahbabımız olan Cumhur Delikanlı ile babası olduğunu terme caddesinde Prof. Dr. Erol Güngör ilk okulunun köşebaşında büfecilik yaparken gördüm. Kırşehir'imizin mahalle mahalle dondurma satarak çarşıdan uzak kenar mahallelerin belki salepten sütten fakir karbuz'dan zengin içeriğiyle içini soğutan dondurmacı bir ailemiz de vardı.

Baba dondurmacının (Mustafa)uzun yıllar önce vefat ettiği fakat Cumhur abinin birazda hastalıktan muzdarip yaşamını sürdürdüğünü, diğer kardeşleri Mehmet Delikanlı'nın da Ankara'da emekli hayatı yaşadığını söyleyebilirim.

Kaybettiğimiz evvela babama ve gidenlere Allah'tan rahmet diliyorum, kalanlara selam olsun.

Sürçi lisan ettikse affola...