ÇOCUK KATİLLERİ YARATAN ETKEN EĞİTİMDİR!

"İnsanlarımızı, çocuklarımızı okutacaksan iyi okut, eğer iyi okutamayacaksan bırak kendi hallerine. Onların kendi halleri; az okumuşluktan, kötü okumuşluktan daha iyidir!"

Atatürk' ün, MEB Mustafa Necati'ye tavsiyesi.

Geçtiğimiz günlerde, on dört yaşındaki Isa Aras Mersinli, öğrencisi olduğu Ayser Çalık Ortaokulu'nda sekizi öğrenci biri öğretmen dokuz kişiyi silahla tarayıp öldürmüştür!

Aras, orta iki öğrencisidir. Babası 1. sınıf emniyet müdürüdür. Ülkemizin çeşitli yerlerinde çalışmıştır. Belli ki, çocuk kalıcı bir arkadaş edinme ortamında kalamamıştır. Boşlukta kalmıştır. Bu boşluğu; sanat, spor, kitap, gezi-gözlem, edebiyat-şiir…ilgi ve sevkleriyle dolduramamıştır. Okulda kitap zevki verilmemiştir. Bir kez olsun" kürsüye çıkarılıp şiir okutulmamıştır. Konuşma fırsatı verilmemiştir. Kitap tanıtma seminerlerine katılımı sağlanmamıştır. Böylesi olumsuz bir boşluğa düşen çocuk, babasından gördüğü silahlarla düşüp kalkmayı marifet saymıştır. Beş tabanca, bir tüfekle geçirmeye başlamıştır evdeki zamanlarını silahların yapısı amacı kalbine ve ruhuna işlemiştir. Baba, mesleğinin verdiği olanaklardan yararlanıp oğlunu sık sık atış poligonuna götürüp atış talimleri yaptırmıştır.

Kitap zevki vermiyor, veremiyor. Kütüphanelere götürüp böylesi yerlere alışmasına çalışmıyor. İnsan öldürme sanatı nerdeyse oraya meylediyor: Atış talimleri..."Erkek adamın silahı olur, erkek adam iyi bir nişancı olur. Silah demek, namus demektir. Silahına sahip çıkarsan, namusuna sahip çıkarsın, ben emekliye ayrıldığımda silahımdan birini sana bırakacağım!" Öğrencinin bilgisayar notlarında da "üç gün önce babam beni boğmaya çalıştı!’’ Notuna rastlanıyor. Ayrıca Isa Aras Mersinli'nin bir ara mini etek ve omuzları açık dekolte kıyafetle ortaya çıktığı görülmüş! Ayrıca bilgisayarında bulunan bir başka not eğitimden yoksun bir hayatının olduğunu özetliyor:

"...Bunu yazarken tarih 11 Nisan 2026. Sen bunu okuduğunda ya bir şey planlıyor olacağım ya yapmış olacağım ya da yapmak üzere olacağım. HAYATIM BOYUNCA HEP YALNIZ KALDIM! İnsanların beni tanıması, fark etmesi hoşuma gidiyor. Bu dünyadaki varlığımı ve verdiğim zararı hissetsinler istiyorum! Sonunda beni fark etsinler. Ailem benden korkuyor! Sadece iki arkadaşım var. Ben bir dâhiyim. Ben en üstün insanım!"

- Aile ve okul eğiminin verdiği boşlukta kalan çocuk, kendini ispat etmek için toplu katliama yöneliyor. Medyada görünürüm boy boy resimlerim çıkar, adımdan şanımdan bahsedilir. Ben de tanınmış olurum" psikolojik yapıyı oluşturuyor. Buna koşuyor!

WhatsApp kapsamında 1914 yılında ABD'de benzer bir okul katliamını gerçekleştiren

Elliot Rodger'e ait bir fotoğraf bulunması da böylesi katliamlara yakınlaşmasının nedenlerinden biridir. Arjantinli bir arkadaşıyla da görüşmeleri var. Onlara da "arkadaşlar gülümseyin, yakında bir belgeselde olacağız mesajını çekiyor. Ayrıca yurt dışındaki gruplara

Kendini "kadın" olarak tanıttığı bir vakıa!

Olumsuz ortamlarda yetişen çocuklar, gençler hep olumsuz ilişkilere yönelirler. Aile el atmıyor, atamıyor. Yetersiz. Okul, kitap okuma alışkanlığı vermiyor, veremiyor. İktidarlar,

Son 24 yılda milli bayramları kaldırdılar. Milli bayramlar, stadyumlarda şehrin büyüklüğüne göre yüz binlerin, elli binlerin toplandığı, toplanabildiği alanlarda yapılırdı. Buralarda, ilin mülkiye amiri, öğretmenler, öğrenciler, günün anlan ve önemini belirten konuşmalar yaparlardı. Parti ayırıcı gözetmeksizin bütün halk orada toplanır, türbinlerde yerini alır, milli birlik ve beraberlik ruhu yenilenir, milli hakimiyet şuuru pekişirdi. Öğrenciler, şiirler okur-konuşmalar yaparlardı. Halkta bir boşalma, bir dinlenme olurdu, son 24 yılda bu geleneği yıktılar.

Milli bayramları vali konuklarının bahçelerine hapsettiler.

Göstermelik kutlamalar için!29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'na, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na,19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramına, 30 Ağustos Zafer Bayramı’na hasret kaldık.

Bunların milli şuur yaratma geleneğinden yoksun kaldık! Çünkü bu iktidar, Cumhuriyet'in milli değerlerine giderek, yavaş yavaş ortadan silmek istiyor, kederli ve zavallı ümmet geleneğine dönmek istiyor. Millî sözünden hiç hoşlanmıyorlar! Millî egemenlik, milli ülkü, milli ideal, milli haysiyet, milliyetçilik...

Misak-1 Milli, milli coğrafya, milli tarih...tarikatçılar ve cemaatçiler bu kavramlardan hoşlanmazlar Milli eğitim de bunların güdümünde. Çocuklar boşlukta kaldılar. Kafalar boş kaldı.

Bos kalan kafalarını da rol modellerle doldurdular! Ortaya cahil toplum düzeni çıktı! “Cehaletin de yüzü çamur, gözü kör, kulakları sağırdır!"

Bu, 14 yaşındaki çok, izah ettiğimiz değerler manzumesinde büyüseydi, milli edebiyattan iki kitap okusaydı bu katliam psikolojisine yönelmezdi!

Fazıl Hüsnü, Orhan Veli, Cahit Sıtkı, Oktay Rıfat Nazım… gibi şairleri; Yakup Kadir, Halide Edip, Fatih Rıfkı, Ceyhun Atuf Kansu… gibi yazarları okusaydı bu kabil cinayetlerden bin kilometre kalırdı!... Hele Orhan Kemal’i, hele Yaşar Kemali… Okusaydı… Okusaydı Peyami Safayı...