Baştan söyleyeyim, Dünya'nın cesur ve zeki insanlara ihtiyacı var.
Bu sebeple bilinen gerçek ise;
Cesurlar Ölür, Zekiler Delirir ama Cahiller Mutlu Yaşar...
Toplumlar, hakikati taşıyanları nadiren ödüllendirir. Aksine, cesaretin bedelini canla, zekânın bedelini ruhla, cehaletin ödülünü ise konforla tahsil ederler. “Cesurlar ölür, zekiler delirir ama cahiller mutlu yaşar” sözü, bireysel bir yakınmadan çok, toplumsal bir işleyişin çıplak itirafıdır.
Cesaret, çoğu zaman yüceltilen ama fiilen cezalandırılan bir erdemdir. Hakikati söylemek, adaletsizliğe karşı durmak, çoğunluğun sessizliğini bozmak cesaret ister. Ancak bu cesaret, yerleşik düzeni tehdit ettiği ölçüde sistem tarafından dışlanır, bastırılır, hatta yok edilir. Tarih, “yanlış zamanda doğruyu söyleyen” cesur insanların mezarlığıdır.
Cesur birey, toplumun vicdanı olduğu kadar, sistemin de düşmanıdır. Bu yüzden cesaret, hayatta kalmayı değil; bedel ödemeyi garanti eder.
Zeka, sanıldığı gibi bir ayrıcalık değil, çoğu zaman ağır bir yüktür. Düşünen insan, çelişkileri görür; görüp de susamaz. Anlam arayışı, zekayı huzurdan uzaklaştırır. Toplumsal çarpıklıklar, adaletsizlikler ve anlamsızlıklar karşısında zeki birey, uyum sağlayamaz. Sürekli sorgulayan zihin, çoğu zaman yalnızlaşır ve bu yalnızlık, zihinsel bir gerilime dönüşür. Bu yüzden zeka, bireyi deliliğin eşiğine getiren bir farkındalık halidir.
Cehalet ise sistemle en uyumlu bilinç biçimidir. Bilmemek, sorgulamamak, çelişkileri fark etmemek bireyi zihinsel çatışmadan korur. Cahillik, gerçeğin ağırlığını taşımamak demektir. Bu nedenle cehalet, sadece bir eksiklik değil; modern toplumda işlevsel bir mutluluk aracıdır. Sorgulamayan birey, mutsuz olmaz; çünkü mutsuzluk, çoğu zaman farkındalığın yan ürünüdür.
Burada “mutluluk” diye sunulan şey, hakiki bir iç huzurdan çok, uyumun sağladığı geçici bir rahatlıktır. Cahillerin mutluluğu, düşünmenin getirdiği sancıdan azade olmalarından kaynaklanır. Bu mutluluk, derinlikten yoksun ama süreklidir. Zeki ve cesur bireyin yaşadığı huzursuzluk ise yüzeysel değil, ruhsal yetenektir.
“Cesurlar ölür, zekiler delirir ama cahiller mutlu yaşar” ifadesi, bireyleri değil; onları bu sonuçlara iten toplumsal düzeni eleştirir. Bu düzen, cesareti tehdit, zekâyı risk, cehaleti ise güvenli liman olarak algılar. Dolayısıyla mesele, bireysel kaderlerden ziyade, toplumun hangi insan tipini yaşattığı, hangisini tükettiği meselesidir.
Gerçek soru şudur:
Cesaretin öldürüldüğü, zekânın delilik sayıldığı bir toplumda, mutluluk gerçekten bir erdem midir, yoksa sadece derin bir unutma hali mi?