Balkan Harbi'nden yeni çıkan Osmanlı Devleti, 1914 уılında tecrübesiz ve maceracı İttihat ve Terakki Fırkası'nın gözü kapalı verdiği bir kararla çok zor şartlar altında I. Dünya Savaşı'na girdi. Ruslar da Osmanlı Devleti'ne res-men savaş açıp Erzurum yönünde taarruza geçince Ana-dolu'da seferberlik başladı. Batılı ülkelerin ve Rusların kış-kırtmaları sonucunda yüzyıllardır himayesi altında refah içinde yaşadıkları Osmanlı Devleti aleyhine cephe alan Ermeniler de Doğu Anadolu'yu işgale kalkışan Ruslara yardım ve yataklık yapmaya başladı. Daha seferberliğin başlangıcında İngiliz ve Fransızlar da Ermenileri isyan çı-karmaya teşvik etti. İşgalcilere karşı adeta can pazarının yaşandığı günlerde isyan eden Ermeni komiteleri ve on-ların öncülüğünde hareket eden Ermeni Taşnak çeteleri Van'da şehir, köy ve mahallelere baskınlar düzenleyip, yaşlılardan, kadınlardan, çocuklardan oluşan sivil halkın canına, malına ırzına zarar vererek yüz kızartıcı bir katli-am başlattı. Bu durumu bir fırsat olarak gören Rusya ve İngiltere gibi ülkeler, isyan çıkaran ve cephe gerisindeki savunmasız halkı katleden Ermeni çetelerine silah yardımı yapıyorlardı. Bütün bu gelişmeler Osmanlı ordusunun ağır kayıplar yaşamasına ve Rusların ilerlemesine yol açmıştı.
Kolordu'ya bağlı olarak Van'da bulunan 3. Tümen, Sarı-kamış Cephesi'ne katılmak için 1914 yılı Ekim'inde şehir-den ayrılıp Erzurum'a hareket etti. Durum oldukça vahim ve kritikti. Sarıkamış'ta büyük bir faciayla sonuçlanan ölüm-kalım savaşı başlamıştı. Van'da kalan ve sayıca çok yetersiz olan yerel jandarma kuvvetleri bir taraftan Er-meni çetelerin katliamlarını önleme mücadelesi veriyor, bir taraftan da Rus birliklerinin Van'ı işgalini önlemeye çalışıyordu.
Bu sırada gönüllü birlikler oluşturarak Rus birliklerine katılmak için Kafkasya'ya kaçan Ermeni çete önderleri topluca "vatana ihanet" suçu işledi. Van ve çevresinde Er-meni ve Rus birlikleri ile Osmanlı askerleri arasında çok şiddetli çatışmalar başladı. Van'da şehrin ihtiyat kuvvet-lerinden önemli bir kısmı Rus ordusunun işgaline karşı Hoy Cephesi'ne gönderilince Van büsbütün korumasız ve desteksiz kaldı. Şehri, köyleri ve ahaliyi korumak artık daha da zorlaştı. Adeta Van savunması yaşlı, kadın, çocuk ve küçük bir Jandarma fırkasına bırakıldı.
Ocak 1915'te Ruslara karşı İran sınırında Kâmil Paşa kumandasında Hoy Cephesi'nde mücadele veren Van Jandarma Tümeni'nin erzak ve cephaneleri tükenme-ye başladı. Kafkas Cephesi'nde savaş bütün şiddetiyle sürerken Rus kuvvetlerine karşı savaşan askerlerimizin cephane sıkıntısı baş gösterince, "erzak ve fişeğimiz tükendi, çok acil malzeme ve cephaneye ihtiyacımız var" diye Van'dan yardım istendi.
Van'da bir miktar cephane vardı; ancak seferberlik ilan edildikten sonra eli silah tutan herkes cepheye gönderil-mişti. Cepheye erzak ve cephane taşıyacak, askerler ve eli silah tutan Vanlıların çok büyük bir çoğunluğu Sarıka-mış, Çanakkale ve diğer vatan savunmasında, ölüm kalım mücadelesi veriyordu. Şehirde sadece kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve onları acımasız Taşnak çetelerinden korumaları için bırakılan küçük bir jandarma birliği vardı.
Ruslarla savaşan Tümenimizin cephanesinin bittiği haberi Van'a ulaşınca şehirden yaklaşık 100 kilometre uzaklık-ta bulunan cephe hattına cephane gönderilmesi zarureti doğdu. Kış şartlarının ağırlığı ve hayvanlarla çekilen kağ-nıların kullanılamaması nedeniyle iş halka düştü. Hoy Cephesi'ne cephane taşıma görevi cesur ve yüreği vatan sevgisi ile dolu narin bedenlere, Vanlı çocuklara düştü. Bedenleri küçük ama yürekleri büyük bu asil kahraman-ların ortaya koyduğu destansı mücadele tarihin şeref lev-halarındaki yerini aldı.
Zaman geçirilmeden Van'da hazırlıklara başlandı. Okul-lara, iş yerlerine, ailelere haber gönderildi. Yaşları 12-17 arasında değişen 80'i öğrenci toplam 120 kahraman çocuk cephane ve mühimmat taşıma vazifesine talip oldu. Bu gönüllü kahraman çocukların gidiş gelişlerinde öncülük etmek ve başlarında bulunmak üzere, sınırlı sayıda askere sahip olan Van Jandarma fırkasından 18 asker ve ayrıca 2 öğretmen görevlendirildi. Çocuklara ve ebeveynlerine Hoy Cephesi'ne nasıl, hangi yoldan gidileceği, kimlerin çocukların başlarında bulunacağı anlatıldı.
Van'ın kahraman çocukları ailelerini, arkadaşlarını ve sevdiklerini bir kenara bırakarak vatan görevine cesaret ve inançla hazırlandı. Anneleri yola çıkmadan önce elle-rine kınalar yaktı, kulaklarına türküler söyledi. İmkânlar nispetinde üzerlerine kalınca elbiseler giydirilip hazır-lanan çocuklar ayrılık vakti gelince dedeleri, nineleri, anneleri, bacıları, kardeşleri ve yakınlarıyla gözyaşları içinde kucaklaşarak vedalaştılar. Kafileyi uğurlamak üze-re toplanan kalabalık Van şehir merkezinde bulunan Ulu Cami önünde bir araya geldi. (Eski Van şehrinin en büyük camisi olan Ulu Cami, 1915'te Ermeni çeteleri tarafından ya-kılıp, yıkıldı.)
Silah, fişek ve erzak çocukların yaşına ve durumuna göre pay edildi. 15 yaşından küçük çocuklara çocuk başına 1000 fişek teslim edildi. Yatak çarşafları ve perdelerden kesilerek yapılan torbalara konulan mermileri sırtlarına bağlayan çocuklar kendilerine refakat eden jandarma erleri ve öğretmenlerin nezaretinde cepheye doğru yola koyuldu. 18 jandarma eri, 2 öğretmen ve 120 Vanlı kah-raman çocuktan oluşan kafile, yakınlarının gözyaşları içinde ettiği dualarla Hoy Cephesi'ne uğurlandı. Sağ-sa-lim, kazasız-belasız gidip dönsünler diye yürekten dualar edildi aslanların ardından.
Kış mevsimin çetin şartların altında bu yolculuğun kolay olmayacağı aşikârdı. Hem hava çok soğuk hem de yol uzundu. Oldukça uzun bir yürüyüş onları bekliyordu. Hayvanların ve köylülerin kullandığı karlı, yamaçlı dağ yolunda aşırı soğuğa rağmen günler, geceler boyu yürü-yen çocuklar vatan uğruna canlarını ortaya koyup azim ve gayretle yol alıp Hoy sınırına doğru büyük zorluk-larla ulaşmayı başardılar. Kış mevsiminde sırtlarındaki malzemelerle karlı dağları aşarak birliğe ulaşan çocuklar silah ve erzakları cephede askerlere teslim ettikten son-ra aynı güzergâhtan geri dönerken Özalp-Van karayo-lundaki Mamedik Geçidi yakınlarında tipi ve fırtınaya yakalandı.
Aslında şiddetli kar yağışı altında dönüşün çetin geçece-ğini hissetmişti herkes. Ama onların ruhunda vazifelerini yapmış olmanın huzuru yanında evlerine, ailelerine, arka-daşlarına ve okullarına dönmenin heyecanı vardı. İşte bu heyecanla yol alan çocukların aklına şiddetli tipinin, karın ve dondurucu soğuğun kendilerine çok acı bir sürpriz hazırladığı gelmemişti. Bir türlü dinmek bilmeyen kar yağışı şiddetini artırmakla kalmamış; kar, tipiye dönüş-müş, korku ve endişeye yol açmıştı. Yol boyunca fırtına ve tipinin çıkardığı uğultu sesine kurt ve köpek sesleri karışmış ve artık bir noktadan sonra da göz gözü görmez olmuştu. Adeta adım atmak imkânsızlaşmıştı. Jandarma çavuşu, "Hava çok kötü, don ve tipi var. Çocukların başına bir felaket gelmesinden korkuyorum..." diyerek endişesini öğretmenlerle paylaşmıştı.
Çocuklar birbirlerine tutunarak yol almalarına rağmen, bu önlemler o yiğitlerin başına gelecek felaketi önlemeye yetmedi. Sonuçta çocukların nefesleri kesildi ve ayakları işlemez oldu. Dondurucu soğuk ve tipi önünde çaresiz savunmasız, sığınmasız kalan 120 kahraman çocuk ve onlara refakat eden jandarmalar ve öğretmenler birer bi-rer uyurcasına beyaz karların üzerine serilmeye başladı.
Felaketin Van'da duyulması üzerine çocukların yakınla-rı olay yerine koştu. Mamedik Geçidi'ne ilk varan köy-lüler tarafından kimi çömelmiş, kimi uzanmış, kimileri birbirlerine tutunmuş vaziyetteki 80 çocuk, 8 asker ve 2 öğretmenin cansız, donmuş, şehitlik mertebesine ulaşmış bedenleri karlar altından çıkarıldı. Kurtarılan ve hayat belirtileri gösteren 40 çocuk, 10 jandarma trajik bir du-rumda Van'a getirildi.
Ermeni Doktor Maltızyan, öteden beri Van halkının tevec-cüh ve muhabbetini kazanmış bir insandı. Hiçbir zaman hastalarının dini ve milliyetleri ile ilgilenmemiş, kimin ne derdi varsa hemen yardıma koşmuştu. Doktor Refik Bey ve Doktor Maltızyan'ın yoğun çabalarıyla donma tehli-kesi geçiren 10 asker ve 40 çocuktan ancak 22'si kurtarı-labildi. Maalesef 12 çocuk doktorların bütün çabalarına rağmen kurtarılamayarak Van'daki hastanede hayatını kaybetti. Kahramanlar kafilesi bu faciada 98 çocuk, 10 asker ve 2 öğretmeni şehit verdi.
Yaşanan felaket ve kayıplar Van halkını yasa boğdu; acılar yürekleri dağladı, gözyaşları sel oldu. Şehitlerin yakınları ve halk, onların yürek burkan destanına ağıtlar yaktı, tür-küler söylendi. Bu elim olay sonrasında Van'dan yürekleri dağlayan, karlı dağların kanlı çiçeklerini anlatan şöyle bir ses yükselir oldu:
"İskele'den çıktı devenin ucu Elinde hamuru ocakta sacı Yavrumu vurmuşlar acımı acı Vurma dedim zalim, vurma yaram derindir Yaram iyi olursa, Mevla'm kerimdir."
Van Halkının Vefası
Bu olayın üzerinden kısa bir süre geçtikten sonra Van ve çevresinde Ermeni çetelerinin faaliyetleri yoğunlaştı. Yüzyıllardır bir arada huzur içinde yaşana Müslümanlar ve Ermeniler arasında adeta kan davası başladı. Ermeni çetelerinin yer yer isyan halinde oldukları haberinin Van'a gelmeye başladığı günlerde şehir merkezinde cereyan eden bir olay bütün Van halkını üzüntüye boğdu.
Donmaktan son anda kurtarılan Vanlı kahraman çocukla-rın tedavisi sırasında ciddi çaba gösteren ve bu hizmetiyle Vanlıların bir defa daha sevgisini kazanan Dr. Maltızyan, 10 Nisan 1915 tarihinde göğsünde "Düşmanlarımıza hizmet ede-nin akıbeti budur" yazısı olduğu halde asılı olarak bulundu. Vali Cevdet Bey, Dr. Maltızyan'ın katledilmesine fevkalade üzüldü. Onun şeref ve hizmetine layık bir törenle defnedil-mesi için emir verdi ve Dr. Maltizyan Vanlı Müslümanların da katıldığı bir cenaze töreniyle toprağa verildi.
120 Vanlı Çocuğun Kahramanlığı Ölümsüzleşti
Yakın geçmişte konu hakkında araştırma yapan tarihçilerin verdiği bilgiye göre bölge halkı bu olay hakkında detaylı bilgiye sahip değil. Yıllardır dilden dile aktarılan 120 ço-cuğun hazin hikâyesi hakkında babasından ve dedesinden dinlediği hatıraları paylaşan Van'ın Saray ilçesine bağlı Sırımlı köyünden Mustafa Çelebi'nin naklettiğine göre, dönüş yolunda hayatını kaybeden kahraman çocuklardan 39'u akrabaları tarafından alınarak Saray ilçesi kabristanı-na defnedilir. Babası da I. Dünya Savaşı'nda aynı bölgede Ruslara karşı savaşan Mustafa Çelebi, şu an bu kabristanın nerede olduğu bilinmediğini ifade etmektedir.
Öğrencilerinin çoğu savaşta olduğu için 1915 yılında mezun veremeyen Galatasaray, Konya ve İzmir liseleri gibi, Van'da da cepheye silah ve mermi taşıyan ve dönüş yolunda hayatını kaybeden çocukların kahramanlık öy-küsü, ülkenin bugünlere gelmesinde çocukların ortaya koyduğu mücadelenin en dikkat çeken örnekleri arasında yer aldı. Uzun yıllar bu olay dilden dile dolaştı ve efsa-neleşerek bugünlere kadar gelmeyi başardı.
Van'ın kahraman çocukları, söz konusu vatan olduğunda Türk evlatlarının babaları ve ağabeyleri gibi vatan savun-ması uğruna üzerlerine düşeni hayatları pahasına hiç çe-kinmeden layıkıyla yerine getireceklerini ortaya koymuş oldular. Bu civanmertliğe ve vatan sevgisine şanlı milleti-miz, Çanakkale Cephesi'nde ve Milli Mücadele yıllarında nice örnekleriyle şahit oldu.
Vanlı çocukların kahramanlık hikâyesiyle ilgili olarak 2 Nisan 1940 tarihinde kentte yayın yapan bir gazetede haberler çıktı. Ortaya çıkan gazete kupürü, olayın bir ef-sane değil, yaşanmış gerçek bir olay olduğu kanaatini güçlendirdi. Olayı doğrulayacak bir belge hükmü taşıyan söz konusu gazete haberinde hayatını vatan uğruna veda eden çocuklar için şiir ve ağıtlar da yer alıyordu. Hatta onların aziz hatıralarının yaşatılması için bir anıtın ku-rulması önerisi gündeme getirildi.
Cihan Harbi yıllarında yaşanan elim olay hakkında yü-rütülen araştırma ve çalışmaların ardından 1977 yılında dönemin Van Belediye Başkanı Tayyar Dabbağolu, kent merkezindeki Kurtuluş Parkı içinde bu kahraman çocuk-ların anısına "120 Vanlı Kahraman Çocuklar Anıtı" dikerek Van'ın küçük karamanlarını ölümsüzleştirdi.
Diğer yandan Vanlı çocukların I. Dünya Savaşı yılların-da başlarından geçen bu tarihi olay, 2008 yılında "120" isimli bir film ile beyaz perdeye aktarıldı. Türk tarihinin en dramatik ama fazla bilinmeyen öykülerinden biri olan, Hikmet Ilgaz'ın Şarkyıldızı romanında gecen bu öykünün anlatıldığı filmin çekimleri Van'da ve eski Van'ın görün-tüsünü yansıtan Safranbolu ilçesinde yapıldı.