BİR YÜZLEŞME AŞK ROMANI: “GİT KONUŞ ONUNLA”

“Git Konuş Onunla” (Cağaloğlu Yayınevi, İstanbul-2018, 222 s.) Kırşehirli romancı Tuncay Aymelek’in beğenilen ilk romanı Gölge Hırsızı’ndan sonra çıkan ikinci romanı. Tuncay Aymelek astsubay emeklisi. Şimdi Kırşehir’de yaşıyor. Sığıntı, Küçük Güneşler romanlarını da yazıp bastırdı. Yanı sıra çeşitli gazete ile dergilerde roman sanatı üzerine makaleler yazıp bir televizyonda edebiyat izlencesi de yaptı. Aymelek Kırşehir’in roman alanında savlı bir yazarı. Klasik müzik dinler, bolca roman okur, film izler bir de köşesine çekilip dünyadan bağlarını kopartırcasına roman yazar. Ortada gözükmeyi sevmez, her kitap fuarına gitmez, kitaplarım satılsın diye uğraşmaz. Benim balım değerli olsun da arısı çıkıp gelsin, der.

Gölge Hırsızı 473 sayfa henüz onu okumadım. Emin Salman, Tuncay Aymelek, ben geçen hafta Kırşehir’deki Jandarma Sosyal Tesislerinde buluşup birer çay içtik. Ben yeni çıkan “Cengiz Çelikten” kitabımı imzalayıp verdim. Onlar da bana kendi kitaplarını imzalayıp verdiler. İki günde Git Konuş Onunla romanını okudum. İki gündür de bu roman üzerine çalışıyorum. Kuru bir övgüden öte romanın hakkını vererek nesnel ölçütlerle değerlendireyim istiyorum.

Roman, “Ölü Bir Genç Kıza Mektuplar” alt başlığını taşıyor. Romanda ölen genç kızın adı Rüya, roman, “Rüya’ya, tüm sevgimle…” denilerek adanmış. Adanan Rüya’nın romanda adına mektup yazılan Rüya olduğu güçlü bir çağrışım. Adanmadan önceki sayfada da, “Eğer sevmeseydiniz, beş dakika bile katlanamazdınız…” sözünü çerçeve içine almış yazar. Romanda bir sayfalık bir de Giriş var. Roman gizemli bir girişle başlıyor. Roman kahramanı Yağmur ile Rüya üvey kardeşler. İkisi de kuzenleri Rüzgâr’a aşıklar. Rüya ile Rüzgâr’ın aşkları açıkken Yağmur Rüzgâr’ı gizlice umutsuzca sever. Rüya beş yıl önce ölür, Rüzgâr’ı ona iyi bak diyerek Yağmur’a emanet eder. Neden emanet ediyor ki? Rüzgâr Yağmur’dan 15 yaş büyüktür. Bu beş senede, “belleğim beni terk edeli, hayallerim de kaybolmuştu. Oysa aşk, tavan arasında unutulacak tozlu bir kitap değildir...” diyerek gizemli konuşur Yağmur. Rüya, Yağmur, Rüzgâr adları rastgele seçilmemiştir. Romanın gizemi bu adların gerçek anlamlarıyla kahramanlarımızın ruh hallerinin karmaşıklığıyla kah coşup fırtınalara dönüşmesi kah süt liman oluşlarıyla gelgitler yaşarlar. Romancımız adların çağrışımıyla ruh hallerinin örtüşmesini ustaca kullanır. Rüya öleli beş yıl olmuştur, emaneti Rüzgâr bir trafik kazası sonrası yaralı olarak 25 yaşındaki yeni doktor Yağmur’un çalıştığı hastaneye getirilir. Bu noktadan sonra Yağmur’un Rüzgâr’a aşkı alevlenir, Belleğim dediği anıları canlanır. Romancımızın kayıp 5 yıla gerekli açıklamayı yapamadan “belleğim beni terk edeli, hayallerim de kaybolmuştu” diyerek Rüzgâr’a duyduğu küllenmiş aşktan birden alevlenmiş aşka geçişini pek gerçekçi bulmadım. Burada roman tekniği bakımından bir boşluk olduğu kanısındayım. Bunu geçelim.

Belleğim dediği güncesindeki anılara beş yıl boyunca lakayt ve umarsız bakan Yağmur her nedense Rüzgâr yaralı hastaneye yatırılınca birdenbire yüreğinin içinde bir gözyaşı olduğunu görüp sevgide gerçekten de bir güç olduğuna inanır. Sonra Yağmur’un ruhu bir Haydi komutuyla içine döner, “Haydi git konuş onunla!” diyen iç sesini dinler buna Rüya’yı da ortak etmeye çalışır. Kendine açıklayamadığı aşkına ölmüş Rüya’dan yardım umar. Yazarın daha romanın başında bu kurguyu oluştururken çok zorlandığını sanıyorum. Bu kısmın kurgulanıp aşıldığını varsaydığımızda artık roman seller sular gibi akmaktadır. Başka sıkıntılı yerler de var. Rüya’ya olan aşkını unutamayan Rüzgâr trafik kazası geçirip hastaneye gelinceye dek geçen beş yılda intihar etmiyor da hastanede neden intihara sürükleniyor? Hem psikiyatr hem de intiharcı kuzen Rüzgâr, doktoru Yağmur’a, kafesin kapısını açık bırakmayın yaralı kuşunuz uçup gitmesin (s.19) nasıl diyebiliyor.

Romanda yazma yetisi de olan Rüzgâr, “Acı sonsuzdu, buna mukabil sevincin sınırları vardı” diyen Fransız yazar Balzac’a, Yağmur da, “Çünkü ruhumda ölçüsüz sevilmek isteği, kalbimin üzerinde de, semavi hülyalar uçuşuyor artık” diyerek Gustave Flaubert’in Madam Bovary’sindeki Emma’ya benzetilir. Romanda geçmiyor ama bir benzetme de ben yapayım. Bu roman konu olarak Alman yazar Goethe’nin Genç Werther’in Acıları romanına benzemektedir. Nasıl orada genç Werther arkadaşı Albert’in nişanlısı Lotte’ye aşık olup sonunda ölüme gitmesi gibi Aymelek’in romanında da Rüya ile Yağmur aynı erkeği Rüzgâr’ı severler ancak bu sevgide gizli umutsuz aşkıyla acı çeken Yağmur’dur. Kendi ölümünü isteyense ölüp giden Rüya’nın sevgisini unutamayan Rüzgâr’dır. Her iki roman da mektuplarla ilerler. İkisinde de yasak aşk bir kır gezisindeki dansla alevlenir (s.206).

Peki Git Konuş Onunla romanında eskiden tema denilen izlek nedir. Bu konuda Cengiz Gündoğdu’nun Estetik Kalkışma (Roman-Öykü Nasıl Yazılmalı Nasıl Okunmalı) kitabına başvuralım (İnsancıl Yay., İstanbul-2012, 948 s.). Bu kitapta Kagan’dan aktarmayla izlek şöyle tanımlanır: “… bir yapıtta tema denince, burda anlatılmak istenen şey o yapıtta tartışılacak etiksel, siyasal, dinsel, felsefi ve estetiksel türden özgül bir yaşamsal sorun; yapıtta ortaya atılacak ve şu ya da bu şekilde yanıtlanacak yaşamdan alınacak bir sorudur.” denip yazarı ateşleyenin izlek olduğu söyleniyor (s.34). Peki Aymelek’in romanında Yağmur’a söylettiği şu sözler izlek olabilir mi: “Ah! Ne yazık! Söylenmemiş ya da geç kalan sözler yüzünden öyle çok hayat yarım kalıyor ya da hiç başlamıyor ki!” (s.220) Oysa dıştan bize verilenlere ya da toplumun değer yargılarına pek de aldırış etmeden gönlümüzün söylediklerine kulak verip içe dönük karakterimizi eğitip güçlendirmeli, yüreğimizin sezgisine güvenmeliyiz. “Çünkü aşk, kalbin sezgisel bilgisidir.” (s.221) “Öyleyse hayat içten dışa doğru yaşanmalıdır. (…) Çünkü unutma ki kalbin de bir hafızası var; sezgilerine güven ve bir gün sana ne yapman gerektiğini söylediği zaman da, hiç bekleme, git konuş onunla.

Roman bu sözlerle biter. Romanın iletisi ile izleği örtüşmüş devrik bir tümceyle savsöz gibi romanın adı olmuştur: Git Konuş Onunla!

Romanda hala=hâlâ, madem ki=mademki, ta=da (bile), gön=gün, karalık=karanlık, “…” Dedim= “…” dedim, ”… ”=“…”, öykü/hikâye, etki/tesir, bir kaç=birkaç, bu gün=bugün, beninkilere=benimkilere, onlar gibi küfrederken yakalıyorum kendimi=onlar gibi küfrettiğime şaşıyorum, kıvır zıvır=ıvır zıvır… gibi yazım yanlışları ya da dil özensizlikleri üzerinde durmuyorum bile. Tüm bunlara karşın Git Konuş Onunla gerek konusu, gerek kurgusu, gerekse izleği ile başarılı bir roman. Tuncay Aymelek’i kutluyorum. Daha da çalışıp romanda hak ettiği yere geleceğine; Kırşehir’in bir romancı kazanacağına, bu alanda da adını duyuracağına inanıyorum. Roman estetiksel kategorilere göre ayrıca incelenmelidir.