En başta şunu yazıyım ki yazım ona göre okunsun.
Beni tanıyanlar çok iyi bilir. Ben 63 yaşındayım ve hayatımda hiçbir partim olmadı olmayacakta.
Ben olaylara objektif yaklaşmayı seviyorum.
A partisi B partisi beni zerre ilgilendirmiyor.
Yazım CHP ile ilgili olacak ama kim haklı kim haksız beni buda ilgilendirmiyor. Bu partililerin kendi bileceği iş.
Ben partilerin toplumsal boyutuna bakarım.
Benim bu yönümü bilenler elbette sohbet ederken gündemde olan CHP’yi de soruyorlar CHP’nin hali ne olacak diye.
Bende bir şey olmayacak diyorum.
Nasıl bu kadar eminsin diyorlar.
Bende geçmişte olanlar bunun garantisidir diyorum.
Parti içinde popüler hale geldiğinde ve anlaşmazlıklar olunca ayrılıp parti kuran bir sürü insan gördük. Sonunda ise hüsrana uğramayanı görmedik.
Tabi ki oy oranı düşük partilerde ayrılan güçlü isimler, daha önce belediyelerde seçilip, kendilerini yaptıklarıyla ispatlamışsa bunlar hariç.
Birde; DP, DYP, ANAP VE AKPARTİ gibileri var. Bunlar ideoloji partisi değil, iktidara getirilmek için kurdurulan ve de iktidara getirilen partilerdir.
Bu partiler görevlerini tamamladığında ve halk yavaş yavaş usandığında başka bir kişi parlatılarak halkın karşısına çıkartılır ve iktidara taşınır.
Bu partileri ideolojileri değil, karizmatik ve hatip olan kişiler yönetir ve onlar gitti mi partide gider.
İdeolojik partilerde ise liderler gider ama parti yaşamaya devam eder.
Köklü ideolojik partilerde ve iktidarda olanlardan ayrılanlar hiçbir zaman başarılı olamamıştır ve yok olup gitmişlerdir.
Eğer başarılı olsaydı; Muharrem İnce, Ali Babacan, hatta zamanında Numan Kurtulmuş başarılı olurdu.
Dahası; İP, YRP, BBP VS. üst sıralara gelmesi gerekirdi.
Köklü ve ideolojik partiler kendi oy oranlarıyla (bazen yükselir, bazen de aşağıya iner) siyaset arenasında hep var olurlar.
Ama iktidar olamazlar.
Kim bu partiler?
CHP, MHP, CHP, MHP. Bunlar yok olmaz. Hep var olacaklardır.
Bu partiler ancak koalisyonlarla belli bir süre iktidara gelebilirler. Tek başına hayaldir.
Bundan sonra ne olur (?) dediklerinde...
Anlaşırlar ve Kılıçdaroğlu yakın bir zamanda Özgür Özelinde ret edemeyeceği bir Cumhurbaşkanı adayı ismini ortaya atar ve sular durulur.
Eğer uzaktan kumandayla bir parti kurulursa ve şu anda Ö. Özelin peşinde gidenlerin yüzde yetmişi kendi partisine dönüş yaparlar.
Yeni parti kurarsa, mümkün değil tutmaz ve ilk seçimlerde yüzde 5 veya 6 oy alır ikinciye kalmadan dağılır.
Neden bu kadar net söylüyorum.
Çünkü mevcut iktidarda bulunan parti halk nezdinde gözde düştüğü an kazanacak yeni bir parti birileri tarafından kurdurulur.
Bu parti halkın inançlarını savunan, aynı zamanda muhafazakâr bir parti olur.
Bu parti halkı kendi değerlerinde, kültüründe, inançlarında, yavaş yavaş uzaklaştırarak ve uyutarak asimile edip batı kültürüne entegre eder.
Ör; Son 24 yılda bu aileyi, bu gençliği kendi değerlerinde uzaklaştırarak batı yaşam şeklini sokaklara kadar kim indirebilirdi.
CHP gelse, içinde muhakkak bir çatlak ses çıkar; Kiminin baş örtüsü ile, kiminin namazı, kamudaki kıyafeti, okullardaki ibadeti ile uğraşır. Bu hale getirilen halk tekrardan kendi kültürüne, dini inancına sarılmaya başlardı.
Dini görünümlü partileri iktidara taşıyanlar; Yıllardır, yavaş yavaş, alıştırarak moderniteyi beyinlere nakşederek bu hale getirdiği halkın tekrar uyandırılmasına müsaade etmez.
Bundan dolayı, halkın bıktığı kişi gidecekse yine dindar gözüken birileri iktidara gelmesi gerekir.
Özgür özelle bu iş olmaz. Çünkü çok yıpratıldı. Bunu CHP’liler kabul etmese de halkın çoğunluğu bu şekilde inanıyor.
Mümkün değil silemezsiniz.
Özgür Özel ile seçime gidilirse Tayyip Erdoğan’ın eline koz geçer ve seçim konuşmalarında hatipliği ile Özeli darmadağın eder.
Peki Kılıçdaroğlu’nun yeni Cumhurbaşkanı adayı ile gidilirse ne diyecek...
Hırsız, dolandırıcı, zinacı, mezarda içki içen vs. diyebilecek mi?
Diyemeyecek ve Ak sakallılar mı, küresel güçler mi bilmiyorum ama bizim bilemediklerimiz kime karar verdiyse o kişi iktidara taşınacak.
Belki de Tayyip Erdoğan’la devam edilecek.
Adamların 80 yılda başaramadığı kültürel yaşam,24 yılda darmadağın edildi.
Hiç kimse, bu dönüşümün tekrardan halkı uyandırarak geriye dönüşüne izin vermez.
Kendimizi kandırıp parti peşlerinde koşarak aklımızı bir başkalarının aklına ipotekleyerek kendimizi kaybetmenin de bir anlamı yok.
Değilse ‘’ben kimim’’ sorusunu kendimize soramadığımız gibi partilerin kölesi olur ve birbirimizi olumlu eleştiremediğimiz gibi düşmanlar oluruz ama farkına dahi varamayız.
Düşmanın istediği de zaten parçalanmış halklardır.
Gerisi benim için hikâye.
Çünkü ben topraklarımı ve bu topraklarda yaşayan insanları seviyorum.
Parçalanıp yem olmayı hiç sevmiyorum.