Kırşehir'de 7-8-9 Ağustos tarihlerinde düzenlenen 2. Neşet Ertaş Kültür ve Müzik Festivali, "Bozkırın Tezenesi"nin hatırasını yaşatmak amacıyla gerçekleştirildi. Kırşehir Valisi Murat Sefa Demiryürek'in öncülüğünde hazırlanan dolu dolu program; konserleri, panelleri, söyleşileri, kültürel etkinlikleri ve yoğun katılımıyla şehre ayrı bir canlılık kattı. Üç gün boyunca meydanlar doldu, vatandaşlar türkülere hep bir ağızdan eşlik etti, esnaf hareketlendi, çocuklardan yaşlılara kadar herkes festival coşkusunu yaşadı. Neşet Ertaş'ın memleketinde böylesine kapsamlı bir anma programının düzenlenmesi, her türlü takdirin üzerindedir.
Sahi, Neşet Ertaş'ı anmak sadece onun en sevilen türkülerini peş peşe söylemek midir?
Tüm bu güzel organizasyonun içinde benim de aklıma takılan asıl konu buydu.
Üç gün boyunca süren konserlerde sahneye çıkan sanatçılar türkülere başladığında insanın aklına aynı soru takılıyordu: Acaba yine aynı eserler mi söylenecek? Nitekim öyle de oldu.
Elbette "Gönül Dağı" söylenecek. "Ah Yalan Dünya" da söylenecek. "Neredesin Sen", "Yazımı Kışa Çevirdin", "Ahirim Sensin" de... Bunlar Neşet Ertaş'ın hafızalara kazınmış eserleri; kimsenin buna bir itirazı olamaz.
Ama insan şunu da sormadan edemiyor: Tahminim yaklaşık 200 özgün eser bırakmış, farklı kayıt ve yorumlarıyla yüzlerce türküsü bulunan bir halk ozanını neden hep aynı on beş yirmi eserle hatırlıyoruz?
Neşet Ertaş'ın mirası yalnızca dillerden düşmeyen birkaç türküden ibaret değil. Onun sazında aşk var, gurbet var, yoksulluk var, insanlık var, hikmet var. Bugün pek çoğumuzun adını bile duymadığı nice bozlaklar, uzun havalar ve türküler, tozlu raflarda yeniden keşfedilmeyi bekliyor.
Bir anma programı sadece dinleyicinin ezbere bildiği türküleri art arda sıralamak olmamalı. Çünkü anmak, aynı şarkıları tekrar etmek değil; mirası bütünüyle yaşatmaktır.
Keşke her konsere iki ya da üç az bilinen eser de eklense... Sanatçılar o eserlerin hikâyelerini anlatsa... Gençler Neşet Ertaş'ın sadece "Gönül Dağı"ndan ibaret olmadığını öğrense. Belki o zaman festival gerçekten kültürel bir aktarımın parçası olur.
Kolay olan, herkesin bildiği türküleri söylemektir. Zor olan ise unutulmuş eserleri yeniden gün yüzüne çıkarmaktır. Neşet Ertaş gibi bir değere yakışan da tam olarak budur.
Kırşehir, Bozkırın Tezenesi'nin memleketi. Böyle bir şehirde düzenlenen festival, repertuvarıyla da örnek olmalı. Çünkü Neşet Ertaş'ın bize bıraktığı miras, birkaç unutulmaz türküden çok daha büyük, çok daha derindir.
Belki de gelecek yıl sorulması gereken asıl soru şudur:
Biz Neşet Ertaş'ı gerçekten anıyor muyuz; yoksa sadece en çok bilinen türkülerini mi tekrar ediyoruz?