43. ÖLÜM YIL DÖNÜMÜNDE PROF. DR. EROL GÜNGÖR (2)

Prof. Dr. Erol Güngör hakkında yazıma başlamadan önce rahmetli ile ilgili kaleme alınan, İlmi-Akademik değerlendirmelere geçmeden klişeleşmiş hayat hikayesinden başlayalım.

Prof. Dr. Erol GÜNGÖR’ÜN kendi kaleminden hayat hikayesi: 1938 yılında Kırşehir’de doğdum. Ailem orada Hacıhafızlar olarak bilinir İlk ve Orta tahsilimi Kırşehir’de yaptıktan sonra İstanbul Hukuk Fakültesine girdim. Bir yıl sonra merhum Prof. Dr. Mümtaz Turhan’ın teklif ve tavsiyesi ile Hukuk Fakültesi ikinci sınıfından ayrılarak Edebiyat Fakültesinin Felsefe Bölümüne girdim. Ve oradan 1961 yılında mezun oldum. Aynı yıl Prof. Mümtaz Turhan’ın yanında Sosyal Psikoloji asistanı oldum. 1965 yılında doktoramı yaptım. Bir müddet ABD’de Kolorada Üniversitesinde ihtisas tahsili ve araştırma yaptıktan sonra 1971 yılında İstanbul Edebiyat Fakültesi Sosyal psikoloji Kürsüsünde Doçent ve 1978 yılında da profesör oldum.

Erol Güngör’ün soy ağacını yıllar önce çıkarttık buna göre ilk dedemiz Osman, 1800 yılları başında Musul-Kekük yöresinden gelmiş. (Bunu Erol Güngör’ün ağbeyi rahmetli Tüm General Hidayet ağbiden dinledim) ve ilimizin kayabaşı mahallesine yerleşmiş.

Osman dedemiz Kırşehir’e geldiğinde karısı var mıydı, yoksa burada yoksa burada bu konuda bilgimiz yok. Osman dedemiz geldiği yerleri çok iyi bildiğinden geldiği yerlere birçok kez develerle gidip ticaret yapıyor ve belli bir zaman sonra da zenginleşiyor. Osman dedemiz zamanında Kırşehir’de Ağlar’ın sözü geçtiğinden Osman dedemizin ticaretten kazandığı bu zenginliği onları korkutuyor ve dedemizi hiçbir sebep yokken Niğde’ye sürgün ediyorlar. Osman dedemiz bir daha Kırşehir’e dönemiyor ve orada vefat ediyor. Maalesef mezarı dahi şimdi bilinmiyor. Günümüzde kayabaşında bulunan Ağlar konağı dedemizi Niğde’ye süren Ağlar’dan kalma bir yapıdır. İşte Erol Güngör, 1800 yılları başında Irak tarafından gelen ilk dedemiz olan Osman’ın oğlu Hidayet’in soyundan gelen Ahi Evran Camisi imamı hafız Osman’ın torunudur.

Erol Güngör’ün vefatının 41. Yıl dönümü nedeniyle Kırşehir Belediye Başkanlığı Belediye Başkanlığı Sempozyumda Erol Güngör ile ilgili Prof. Dr. Ergin Kariptaş’ın Batılılaşma ve Modernleşme konulu değerlendirmeleri:

Türk-İslam düşüncesinin önemli temsilcilerinden olan Güngör, Batılılaşma ve modernleşme kavramlarını bir kültürel değişim olarak değerlendirmektedir. Bunu yaparken de bir bilim insanına yakışan şekilde gayet ilmi verilerden hareket etmektedir. Bu durum eserlerinde de kendini göstermektedir. Güngör, salt bir düşünceye saplanıp kalmamakta, düşüncelerini dogmatizme dönüştürmemektedir. Gelişmeleri takip edebilen, dünyayı okuyabilen aynı zamanda Türk milli kültürünü de özümseyen nadir bir bilim insanıdır.

Güngör’ün Türk düşünce hayatına en büyük katkısı Batılılaşma ve modernleşme arasında farkı ortaya koyabilmiş olmasıdır. Bugün bile Batılılaşma ve modernleşme kavramları birbirinin yerine aynı şekilde kullanılabilmekteyken, bu iki kavramın temelde birbirinden farklı olduğunu ortaya koymuştur. Bu iki kavram arasındaki iki farklı dünya görüşünü ifade etmektedir. Güngör’e göre Batılılaşma Avrupalı olmak, Avrupalılaşmak, Avrupa’nın kültürel değerlerini benimsemektir. Avrupa maddi gelişimini kendi kültürel dinamikleri ile gerçekleştirmektedir. Bunun arka planı inanç boyutunda olmak üzere manevi düşünce dünyasıdır. Türkiye’de ise manevi arka planı İslam’dır ve Türk milli kültürüdür.

Modernleşme ise, salt batıya özgü bir kavram olarak değerlendirilmemelidir. İnsanlığın ortak değerleri noktasında ele alınmalıdır. Bu çerçevede yeri geldiğinde Avrupa’da ortaya çıkan gelişmelerin maddi boyutlu olarak ele alınması ve manevi değerlerin korunarak Türk- İslam düşünce anlayışı eksenli bir gelişme sağlanmalıdır. Sadece Batı’da ortaya çıkan gelişmelerin alınıp olduğu gibi uygulanması Türk milli kültürünün yozlaşmasına sebep olacaktır. Zira batıdan alınan her türlü yenilik içinde kendi kültürel değerlerini de barındırmaktadır. Bu hususta dikkatli olunmazsa maddi olarak gelişmelerin alındığı zannedilirken aslında manevi olarak gelişmelerin alınabileceği bu durumunun farkında olmadan bir kültürel yozlaşmaya sebep olacağını vurgulamıştır. Bunu önlemek için madem maddi gelişmeler Batı’da ortaya çıkmaktadır o zaman Türk milli kültürüne uyarlanarak alınması gerekmektedir.

Modernleşmenin sadece Batı’ya özgü bir kavram gibi değerlendirilmesine karşı çıkan Güngör, aslında o dönem için birçok bilim insanının sormaya ve tartışmaya cesaret edemediği konuyu tartışmaya açmaktadır. O, “Modernleşmenin ölçüleri nelerdir? Kime göre modernleşme? Neye göre modernleşme?” gibi sorulara verilen cevapların hepsinin değerli olduğunu ancak bu tür tartışmaların sosyolojik bir kavram meselesi olmadığını aslonanın bunlara objektif ve ilmi bir değerlendirmeler olduğu kanaatindedir. Zira Güngör, Batı’nın nesini alınıp nesinin alınmayacağı tartışmasının artık gerilerde kaldığını dolayısıyla yaklaşık iki asırlık bir süreçte nelerin alınıp nelerin alınmadığını bir bilançosunun yapılmasının gerekliliği üzerinde durmaktadır.

Güngör, Osmanlı Devleti’nin son döneminde başlayan ve Türkiye Cumhuriyeti ile devam eden modernleşme düşüncesinin batılılaşmanın dışında geliştiğini ve şekillendiğini savunmuştur. Zira Osmanlı Devleti’nin İslam karakterinin bu noktada batılılaşmaya karşı ciddi bir direnç göstermiştir. Bu yönü ile Osmanlı Devleti dönemindeki çalışmaları modernleşme olarak değerlendirmektedir. Güngör, Türkiye Cumhuriyeti her ne kadar tamamen Türk kimliği üzerine inşa edilmişse de batının Pozitivist ve laik anlayışının da etkisinde kalmıştır. Böylece bir modernleşmeden ziyade batılılaşma sorunu ortaya çıkmıştır. Öte yandan Türk kültürünün korunması ve geliştirilmesi devletin temel felsefesi olarak değerlendirildiğinden ilerleyen dönemde ister istemez Türklük ve İslamlık iç içe girmiş ruh ve vücut bütünlüğü sağlanmıştır. Burada esas dikkat çekici husus İslamiyet’in Türklük ile uyumudur.

Haftaya aynı sempozyumda bildiri sunan hemşerimiz Doç. Dr. Erol Ülgen’in Erol Güngör ile ilgili değerlendirmelerini yazacağım.